Neden Anime Uyarlamaları Bir Türlü Tutmuyor?


Anime kültürü, gün geçtikçe Hollywood baskın “piyasa” sektörüne ciddi bir rakip haline gelmekte. Yılların birikimi; kendine has bir dilin, anlatı biçiminin oluşmasına sebep olmuş, büyük-küçük demeden herkesi bu türle en az bir kere temas ettirmiştir.

Anime kültürü yükselişini sürdüredursun; sektör, animelerden elde edilen popülerliği daha sıcak paraya çevirebilmek adına animeleri sinemaya uyarlamak için (live action hale getirmek) inanılmaz bir çaba göstermekte.

Animeseverler için üzücü olan ise bu live actionların genellikle berbat işler olması. Peki neden? Başlık başlık inceleyelim:

Evren

Her animenin kendisine ait bir evreni vardır. Bazen günümüzde, güncel dünyamızda geçse de her halükarda bu evren animenin kendisine aittir.

Animeler live actiona uyarlanırken birçok yapımcının düştüğü temel hata zaten animeyi önceden izlemiş olanlara hitap etmek.

Evrene seyirciyi adapte etmeden, kendi gerçekliğimiz ile öykünün geçtiği gerçekliğin arasındaki farkı seyirciye tam olarak kavratamadan aksiyona geçmek.

Eğer bir live action yapılacaksa, öncelikle doku, evren çok detaylı bir şekilde analiz edilip animeyi hiç izlememiş seyirciyi, bu evrene nasıl adapte edebiliriz sorusunun cevabı bulunmalı.

Öykü

Animeler, bizim sektörde alıştığımız temel öyküleme tekniklerine uymak zorunda değildir. Hollywood’un sektör için belirlediği temel kıstaslara uymak zorunda olmadığından dolayı;

  • güzel kız, yakışıklı erkek aşkı soslu aksiyona girmek zorunda değildir,
  • kötünün de iyinin de bir ideali vardır ve genelde bu idealler çarpışır.
  • tepkiler abartılı olabillir.
  • öykü kendi içerisindeki ritmi bölümlere bölmüştür, 100 bölümü geçen birçok anime vardır.
  • gündelik işleri yapmak öyküye hizmet etmediği müddetçe genellikle gösterilmez. (yemek yeme meselesi hariç)

Bu yüzden animeler olduğu gibi filme uyarlanmaya kalktığında, yani senaristlerin ciddi bir çalışmaya geçmeden animenin öykü çatısını olduğu gibi live actiona geçirdiğinde sıkıntılar çıkmakta, temel ritim bozulmaktadır.

Sonuç olarak bu öykünün live actionda kolpa durmaması için ya animenin öyküsü üzerinde ciddi bir çalışma yapılmalı (bknz: ghost in the shell) ya da aynı evren ve karakterler ile sil baştan standartlara uygun bir öykü yazılmalı. (bknz: death note/netflix)

Oyuncular

Oyuncu seçimleri ne yazık ki genel olarak anime uyarlamalarında hep çuvallıyor. Çünkü mangakalar, yani daha karakterler animeye düşmeden tasarlayan o mübarek insanlar bu karakterler üzerinde aslında titizlik ile çalışıyorlar. Saç biçimleri, vücut şekilleri, gözleri tasarlanırken ciddi hesaplar içine giriyorlar. Ama ne acıdır ki casting direktörleri aynı hassasiyeti gösteremiyorlar.

Mış gibi, genelde Uzak Doğu Asyalı, ucuz oyuncu tercihleri güzelim öykünün havada kalmasına yol açarken diğer yandan izlenebilirliği de mahvediyor.

Prodüksiyon

Animeler live actiona Hollywood değil de Japon film yapımcıları ve Bollywood tarafından geçirildiğinde ortaya çıkan en kötü durum ucuza kaçılması oluyor.

Hollywood elinde sermaye ve reklam gücünü bulundurduğu için elbetteki masraftan asla kaçınmıyor. Çünkü kaşıkla verdiğini kepçeyle, kepçeyle verdiğini kazanla toplamak konusunda profesyonelleşmiş durumdalar. CGI, greenbox gibi araçları kullanırken (kabaca efekt üretirken)  bu araçları gerçek ortamlar ile birleştirerek, üst düzey ışıklandırmalar kullanarak ve stop motiondan destek alarak gerçekçiliği yakalamaktalar. Ancak ne yazık ki Japonlar ve Hintliler CGI ve bilgisayara yaslandıkça yaslanıyorlar. Ne yazık ki kolpalık da bu yüzden buram buram ben buradayım diyor.  Maliyetleri hem oyunculardan, kıyafetlerden kısıyorlar hem de post prodüksiyondan kısıyorlar.

Bütün bu ucuzculuk da ne yazık ki son olarak neden live actionların istisnaları olmak ile birlikte üzülerek belirtelim; “berbat” olmasına yol açıyorlar.

[zombify_post]


Arkadaşlarınla paylaş

4

Bir Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir