Feminist Bir Distopya : The Handmaid’s Tale


“Biz iki bacaklı rahimleriz, hepsi bu.”

Yayınlandığı günden bu yana fazlasıyla ses getiren distopik roman The Handmaid’s Tale, Türkçe adıyla Damızlık Kızın Öyküsü, dizi uyarlaması olarak karşımıza çıktı. Feminist yazar Margaret Atwood tarafından 1985 yılında kaleme alınan Damızlık Kızın Öyküsü, Gilead adında kurgusal bir ülkede erkekler tarafından yönetilen bir devleti ve kadınların toplumdaki yerinin sadece çocuk doğurmaktan ibaret olduğu bir sosyal yapıyı anlatmaktadır.  Dizi, romanın uyarlaması olarak çok başarılı bulundu ve pek çok ödül topladı. Peki bu diziyi başarılı kılan unsurlar neler?

Damızlık Kızın Öyküsü, yaşadığımız dünyaya fazla uzak olmayan yakın bir gelecekte geçer. Gilead isimli kurgusal ülkede olanlar günümüz dünyasında her ülkede görülebilir. Bundan dolayı diziyle bağ kurabilmek çok daha kolay.  Gilead, kadınları sadece yürüyen ‘rahim’ olarak gören totaliter rejimli bir ülkedir. Doğum oranlarının hızla düştüğü ülkede yöneticiler çözüm yolu aramaya başlarlar. Doğum oranlarının bu denli düşük olmasının suçu kadınların çalışmasında bulunmuştur. Kadınları çalışma hayatından yavaş yavaş çekmeye başlamışlardır. Kadınlar kendi başlarına bankadan para çekemez duruma getirilmiştir.

“Artık gerçeklerin farkına vardım. Öncesinde uyuyordum. Her şey de bu yüzden oldu zaten. Meclis binasında katliam yaptıklarında hiçbirimiz uyanmadık. Suçu teröristlere attıklarında, anayasayı askıya aldıklarında. O zamanlarda da uyanmadık. Geçici olacağını söylemişlerdi. Zaten hiçbir şey bir anda değişmez. İçinde olduğun kazan yavaş yavaş ısınırken farkında olmadan haşlanarak ölürsün.”

Toplumda kadınların yeri sadece ev işi yapmak ve çocuk doğurmak olmuştur. Doğurabilen kadınlar, komutanların hizmetindeki birer ‘damızlık’ haline gelmiştir. Gilead distopyasından önce editörlük yapan, kocası ve kızıyla beraber mutlu bir hayat süren June Osborn doğurgan bir kadındır. Onun kaderi de  bir ‘damızlık’ olmaktır.

Damızlık kızların görevi komutanlara çocuk vermektir. Onlar toplum tarafından cinsel köleler haline getirilmişlerdir. Her komutanın evine onlardan bir tanesi yollanır. Öyle ki komutanlar ile damızlıklar arasında herhangi bir duygusal bağ oluşması yasaktır. Damızlıklar yalnızca çocuk doğurmalıdır. Doğan çocuklar, onlara değil komutana ve eşine aittir. Bir isme dahi sahip değillerdir; Offred, Ofglen şeklinde adlandırılırlar. Bu isimlerin manası ‘of-fred’ yani Fred’inki anlamındadır, hizmetkarı oldukları komutanların adlarıyla çağırılırlar.

Dizinin en önemli unsurlarından birisi ise muazzam sinematografisi; özellikle renklerin kullanımı harika bir etki yaratmış. Hikayede damızlıklar kırmızı, komutan eşleri ise mavi giyiniyor. Bunun sebebi ise; kırmızı rengin cinselliği ve kanı, mavi rengin ise ‘Virgin Mary’ yani masum Meryem’i sembolize etmesidir. Ayrıca, dizinin tanrısal bir bakış açısıyla sunulduğunu görürüz. Olayların arka planını, kişilerin geçmişini, karakterin çözemediği sorunları biz seyircilerin çözmesini tanrısal bakış sağlar. Bu bakış açısı da dizinin sinematografisine ayrı bir güzellik katmaktadır.

Dizide bütün bu değişimleri bağladıkları esas direk din olarak veriliyor. Dinin totaliter rejimin eli altındayken nasıl bir araç haline geldiğini  görüyoruz. Resimde verilen sahnede Offred ile Lidya Teyze arasında İncil’den bir diyalog geçmektedir. Lidya Teyze, İncil’in kendi sistemlerine hitap eden kısmını okurken, Offred sözlerin devamını getirerek teyzeyi kızdırmıştır. Dizide geçen baskın din algısı, otoritenin emri altında kalmaktan öteye geçemiyor.  Margaret Atwood, The Handmaid’s Tale üzerine yazdığı bir yazıda şöyle diyor : “Kitapta baskın “din”, doktrinsel kontrolü ele geçirmek için ilerliyor ve tanıdık dini mezhepler yok ediliyor…Dolayısıyla kitap “din karşıtı” değil. Dinin zulüm için paravan olarak kullanılmasına karşı; bu tamamen farklı bir şey. “

“Ordu olmamızı istemiyorlarsa, bize bir üniforma vermeyeceklerdi.”

The Handmaid’s Tale, kadınların bireyselliklerini yitirdiği ve sadece popülasyonu arttırmak için bir araç haline geldikleri bir dünya sunuyor bizlere. Her birey kendisini ifade etme hakkına sahiptir fakat Gilead dünyasında kadınların böyle bir hakkı yoktur. Renklerin hiyerarşik değerlerinin olduğu, değişimin aniden gerçekleştiği ve halkın dinle susturulduğu Gilead distopyasında baskılanan kadınlar   varoluşlarını ortaya koymak isteyeceklerdir.

Son olarak dikkat çekici fragmanıyla The Handmaid's Tale


Arkadaşlarınla paylaş

5
5 puan

Bir Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İçerik Türünü Seçiniz
Kişilik Testi
Bir seri soru sonrası kişilikle alakalı bir sonuç çıkart
Soru Cevap
Doğru ve yanlış cevaplar ile bir konu hakkında bilgi birikimini test et
Anket
Oylar ile bir tercihin seçilmesini sağla
Yazı
Görseller ve videolar ile süslenmiş yazılarınız için
Liste
İçeriğinizi listeleyerek sunun
Açık Liste
Oylanması için bir anket oluşturun
Puanlı Liste
Puanlanarak en iyi içeriğin seçilebildiği liste