The Man Without A Face (Film Okuması) Bölüm: 1


Film, Warner Bros ve Icon Productions’ın introsu ile başlıyor. Açılış sahnesinde çocuk çok güzel bir rüya gördüğünü dış seste söylüyor ve biz çocuğun rüyasını izliyoruz. Film böylece  açılışta bize çocuğun hayallerini öğretiyor. Asker olmak, annesini gururlandırmak, büyük kız kardeşinin ona saygı duymasını sağlamak vs. Zaten rüyanın kendisi askeri okul mezuniyet töreninde geçiyor, omuzlarda taşınmak bröveler, izleyenlerin ellerinde ters pentagramlı değneklerle sevinç dolu bir ortam var. Ancak çocuk pentagramların arasında bir huzursuzluk içinde. “Orada bir adam var beni izleyen biliyorum, yüzü olmayan bir adam” diyor. Her tarafa hızlıca göz gezdiriyor ama o adamı bulamıyor.

Teknik olarak, biz çocuğun temel çatışmalarını burada öğreniyoruz. Filmi yapanların vermek istediği temel etki daha ilk dakikalarda verildi. Babasız bir çocuk “mezuniyette baba yok çünkü”, üvey kız kardeşler “anne, birden fazla evlilik geçirmiş, ilişki kurmakta başarısız”, çocuk bir güç-erk arayışında “babasızlığın verdiği erkek model eksikliğini, yüzü olmayan bir adam ile tamamlayacak, askerlik sevdası da çocuğun eril düzlem hasretinin altını çizmek amacıyla kotarılmış” 

Film yapımcıları daha ilk andan, çocuğun o adamı – erki arayışıyla, yani arayan tarafı çocuk yapmasıyla son derece akılcı bir iş yapmış. Malum adam çocuğu arasaydı çok doğrudan olurdu mesaj. Goebbels mezarında ters dönerdi vs.  Tabi hakkını yemeyelim, çocuğun kortejinden bahsederken üvey babaları savaş esiri, bir keçi, bu savaş esirlerini zincire vurmuş bir yere doğru çekiyor. Keza aynı kortej de çocuğun hemen yanında çocuğun gözlerini alamadığı inanılmaz çekici bir bayan subay çocuğu hayranlıkla takip ediyor. Çocuk da bu bayan subaya hayran hayran bakıyor ve onun “sessiz, sakin ve silik” oluşundan da etkilendiğini belirtiyor. (Üvey kız kardeşlerinden ayıran bir şey olmalı sonuçta.) Yani biz seyircilere bakın bu çocuk heteroseksüel imajı göze sokarcasına veriliyor.  

Bu rüya sahnesinin hemen bitişinde uyanmış olan Charles, ailesiyle bir arabanın içinde bir gemiye yanaşmaktadır. Az önceki seksi kadın imajındaki silikliği neden istediğinin altını çizen bir şekilde üvey kız kardeşleri ile kavgaya tutuşur. Annenin vurdumduymaz ve bencil yapısı hemen vurgulanır. Anne için çocuklarının istediklerinden daha çok kendi huzuru önemlidir. 

Bir sonraki sahnede Charlie (Chuck)’ın geminin güvertesinde denize bakarak elinde kocaman bir Thor çizgi romanını tutup hayallere daldığını görürüz. Bu thor romanının bu kadar afişe edilmesinde hiçbir anlam yoktur. Senarist bize çocuğun çizgi roman hastası, hayaller dünyasında yaşayan bir çocuk olduğunu belirtmek için bunu göze sokarcasına kullansa da elindeki çizgi romandaki fallik bir yeşil (erkek penisine benzeyen) nesnenin dikkat çektiğini görürüz. (Sanki tüm thor çizgi romanları tükenmişcesine) Aynı zamanda kız kardeşi yanlarındaki bir adama  bakıp gülümser ve muhabbet açmaya çalışır: “Ne güzel bir gün değil mi?” dedikten sonra yaşlı adama “Evli misin?” diye sorar. Buradaki sahnede hepimiz gerilmiş olsak da senarist, “Yok yok, öyle değil.” dercesine kendisini suçlayan erkek kardeşine kızcağızı döndürüp “Sadece anneme yardım ediyordum” dedi. (Buradaki sıkıntı gerçeklik değil, seyirciye kısa bir an bile olsa pompalanan korku ve alt mesajlardır.)

Çocuklar annesinin evliliklerinin futbol gibi bir hobi olduğundan dem vurup; kısacık, bir benim babam iyi, senin baban iyi çatışması yaşarlar. Charlie, aynı sahnede kız kardeşine tekrar askeri lise sınavlarına gireceğini söyler. (Biz daha önce girmiş ama başaramamış  olduğunu anlarız.) Kız kardeşi de bu söylemine güler. Çünkü Charlie derslerinde başarısız hayalci bir çocuktur. Bir sonraki sahnede annesinin Harper dergisinin kapağını gözümüze soka soka okuduğunu görürüz. Kapağı gözümüze sokarlar. Charlie, annesinin yanına gelir ve tekrar askeri lise sınavına girmek istediğini söyler ve anne reddeder, askerlik hayalini aşağılar. (Burada yanal bir çatışma kurulur.) Anne bununla da yetinmez, bütün yazını bununla harcaması gerektiğini, kafasının diğer çocuklara göre daha ağır işlediğini öne sürer. Charlie küskünlükle gider. 

Bu sahnede Charlie, annesinden intikam almak için annesinin arabasının lastiğini patlatır. Charlie, böyle bir çocuktur işte. Eğer kızdırırsanız çocukluk yapar ve intikamını alır. 

Aynı sahnede ise çocuğumuz, çok  sevgili yüzü olmayan adamımız ile karşılaşacaktır. Ardından plan değişir, annesi ve kardeşleri arabayı yaptırırken görürüz. Charlie ile yüzü yanık adam hiç konuşmazlar ama Charlie ile uzun uzun bakışırlar.  Sanki Charlie kendisinin yargılanmasından/ispiyonlanmasından ürker, adam da Charlie’nin yüzü nedeniyle onu yargılamasından ürker. (Nitekim ikisi de birbirlerini yargılamayacaklardır. ) Ancak Charlie’nin üvey ablası da adamı görür ve annesiyle hemen  adamı yargılarlar. Adam da basar gider. (Charlie dışındaki insanların adama bakış açısı filmde çok önemlidir. İnsanlar adamdan yüzü nedeniyle tiksinirler, dışlarlar. Ucube gözüyle bakarlar ve hakkında akıl almaz dedikodular üretirler. Tıpkı LGBT+ üyelerinin toplumdaki dışlanmasını andıran bir bakıştır bu. Nitekim de bu andırma roman yazarı olarak özellikle tasarlanmıştır. Romanda adam zaten homosexüeldir de. Tam bir “öteki”dir.)  

 Sıradaki sahnede Charlie’yi yatakta çizgi roman okurken görürüz. Önce bir odada gezinir kamera. Charlie’nin babası ile fotoğrafları (Charlie’nin baba özlemine vurgu…), maket uçaklar (Charlie’nin uçak sevdasına vurgu…), özellikle çirkin bir kedi (Charlie’nin çirkinlik-güzelliğe takılmadığına, aradaki sevgi bağına değer verdiğine vurgu -ayrıca bu kedi Charlie’nin yüzü olmayan adamla bağını temsil etmek ve imgeleştirmek için kullanılan bir figürdür. Filmde başka bir manası yoktur.), en son olarak da Charlie’nin okuduğu çizgi roman iki yüzlü adam( Batman kötü karakterlerinden, yarı yüzü yanık-yarı yüzü normal bir karakter, Charlie burada hayranlıkla bu çizgi romanı okuyor, iki yüzlü adamın filmde kim olduğu da malumunuz.) 

Aniden annesinin sesi gelir, Charlie hızla kedisini saklamaya çalışır.( Çünkü Charlie çirkin de; eğer kendisi seviyorsa, annesinden gizleme eğilimi gösterir – Foreshadowing’in tatlı bir biçimi) Sonra da ders çalışıyor taklidi yapar annesi odaya geldiğinde. Ancak ne yazık ki anne odaya gelip onu aşağıya davet ettikten sonra uzaklaşırken Charlie ki defa hapşırır ve annesi geriye dönüp Charlie’ye bakar ve gider. 

Bir sonraki sahnede annesi aşağıda verandada oturup dergisini karıştırırken Charlie elinde bir muzla dış kapıyı açar, annesi ve üvey kız kardeşlerini görünce kapıyı kapatır. Annesi istifini bozmadan Charles’a seslenir ve “o tavşan canavarını (Tavşan ile canavar kelimesini neden bir insanın kedi tanımlamak için kullandığı da psikanaliz severlerin dikkatine.) evde istemiyorum” der.  Charlie, “Evde beslemiyorum ki.” der (Yani Charlie sevdiklerini korumak için yalan söyleyebilir.) Annesi ise, “Sağlıklı değil” der. (Aslında mesaj ne kadar açık değil mi?)  

Üvey kız kardeşi bir önceki kendi sahnesinde yine bir varlığı çirkinliği yüzünden aşağılamıştı, şimdiki sahnesinde de aynı şekilde bir başka yine Charlie’nin sevdiği bir varlığı aşağılar. Kedinin çirkinliğinden dem vurur ve Charlie öfkeyle çekip gider. Soran annesine de ders çalışmaya gidiyorum der. (Elinde kitaplar vardır.)

Şimdiki sahnede bir önceki sahnenin garip bir tekrarı olacağından ve senaristin bize Charlie’nin yapısını iyice göstermek istemesinden mütevellit, Charlie kendisini yolda durduran ablasının erkek arkadaşına ablasının başka bir adamla gittiğini söyler. Böylece Charlie’nin hayal gücü, zekası ve intikam güdüsü bir kere daha vurgulanır.

Bu esnada Charlie’yi küçük üvey kız kardeşi takip etmiştir ve ona yetişir. Charlie, kendisini seven ve bağ kurmaya çalışan kız kardeşine kötü davranır. Ancak kız son derece akıllıca cevaplar verince Charlie şaşırır, “Bunları bilmek için çok küçüksün” der. Bu nokta ikircikli bir noktadır, Charlie burada seyirciyi özellikle irrite eder. Küçüklüğü, farklı cinsiyetten olması yüzünden küçük kardeşi ile iletişime geçemez Charlie… (Bunun biz izleyicilere vermesi gereken bir mesaj taşıdığını bilelim.) Özellikle kız Charlie’ye yardım etmek istediğinde Charlie, “Sen daha 10 yaşındasın.” der. Charlie’ye göre küçükler büyüklere yardım edemez ve bu nokta seyirci tarafından özellikle negatif duygular oluşturacak şekilde tasarlanmıştır. “Hayır Charlie” deriz içimizden, “Yaşı niye problem ediyorsun ki? Bırak bir el atsın kızcağız derslerine…” En sonunda da kızı diş telleri yüzünden aşağılar… Artık seyirci psikolojik olarak hazırlanmıştır. Charlie tükürdüğünü yalamalıdır. Hayat ona yaş farkı olan ve çirkin birisinden öğrenmeye zorlamalıdır. 

Charlie ilerler ve onun okul arkadaşları ile muhabbetini izleriz. Charlie, loser değildir. Okul arkadaşları bir botla “ucube”nin sahiline gideceklerdir ve Charlie’yi de davet ederler. Charlie de teklifi kabul eder. Bota biner Tam gideceklerken küçük üvey kız kardeşi de yetişir ve “Beni de götürün.”der. Charlie’nin bir arkadaşı “ daha göğüsleri çıkmamış ufaklıklar”ın onlara eşlik edemeyeceğini söyler. (Seyirci, ısrarla cinsiyetçi ve ötekileştiren söylemlerin ne kadar incitici ve yanlış olduğu hususuna -bu küçük kız üzerinden- yönlendiriliyor…) Küçük kız ise üzüntüyle çocuğa, “Çeneni kapat seni seksist domuz.” der.  (Burada da anlamayan seyircilere iyice anlatabilmek için özellikle seksist-cinsiyetçi kelimesini bu kızın ağzından duyarız. Bu Hollywood’un en sevdiği tekniklerden birisidir. Bir karakter öncelikle sempatik ve iyi bir şekilde işlenir. Sonra o karakterin ağzından istenilen ideoloji rahatça dillendirilir. Çünkü seyircinin kafasına kazınan iyi algısı, iyi olanın ağzından çıkan fikirlere de otomatik yapışacaktır. ) Çocuklar da kıza ateşli feminist, sütyen yakma bla bla gibi cinsiyetçi söylemlerle karşılık verirler.. Kız çocuk, giden çocukların arkasından bakar ve hezeyan ile; “Ne kadar salak bir dünya…” diye iç geçirir. (Tekrar etmekten bıkmayacağım. Çünkü: Salak olmayan dünyada yaş farkı cinsiyetçi yaklaşımlar önemsenmemelidir.)

Çocuklar ucubenin sahilinde, sahile kız atma hayalleri kurarken (heteroseksüelizm vurgusu) biz bir yandan o sahilin yasaklandığını öğreniriz. (Dikkatli seyirci yasak olan sahilde ucubenin evinin ne işi var diye sormalıdır.) Charlie birden arkadaşlarına “Ucubeyi gördünüz mü?” diye sorar. Birisi “McLeod mu?” diye sorar. Kimse onu görmez, yaklaşamaz bile…
Çocukların dünyasında McLeod korkunçtur, temkinli durulması gereken birisidir. Ama Charlie, “Ben gördüm.” diyerek çocukları McLeod’u gördüğüne ikna edecek konuşmasını yapar. Feribotta gördüğünü söylediğinde çocuklardan birisinin tepkisi; “Ne yani normal insanlar gibi feribotta mıydı?” olur. Charlie de “Hayır normal insanlar gibi değil. Aşağıdaydı, arabaların park yerinde.” (Normal değil, elbette…) Ve sonra biz çocukların ağzından adamın  pornocu, kendi hayvanıyla cinsel birleşme yapması vb. dedikoduları duyarız. (Normal olmayana karşı dedikodular, iftiralar tükenmez, normal olmayanlar masum olanlardır.) Sahne elbetteki Charlie ile McLeod’un tanışması için tasarlanmıştır. Çünkü evden kitaplarını alıp çıkan Charlie, Ucubenin sahilinde McLeod(ucube)’un köpeğinden               -zebanisinden- kaçarken kitaplarını unutur. Bu kitaplar Charlie’nin asker okulunun sınavını kazanması için son şansı gibidir. Bu yüzden Charlie bisikletine biner ve kitaplarını unuttuğu yere doğru gerisin geri gider. Biz McLeod’un ne kadar dışlanmış, izole ve kuş uçmaz, kervan geçmez bir yerde yaşadığını fark ederiz. McLeod’a yakalanmadan kitaplara gitme niyetindedir. Korku dolu gözlerle McLeod’un evine bakar ve “Eğer yamyamsa ona kemik kanseri  olduğumu söylerim.” der. Elbetteki diyalog yazarının gönderisi, “Kırmızı Başlıklı Kız İle Kurt” masalınadır. Kırmızı Başlıklı Kız masalı çocuklara yalnız dolaşmamayı, tanımadığı insanlara güvenmemeyi öğütleyen bir masaldır. (Pedagojik olarak tamamen doğru olmasa da ve kız çocuklara kötü örnek olduğunu düşünülse de) Bu masala karşı bir antitez geliştirilmesi çok manidardır. 

Charlie’nin kitapları elbette köpek  tarafından yenmiştir. Bütün umutları tükenmiştir. Kalakalır. Charlie, çok ciddi bir üzüntü yaşadığında bu şekilde kalakalan, içine çöken bir çocuktur. Bu esnada Charlie’nin iç dünyasına bir yolculuk ederiz, Charlie’nin psikolojik bir rahatsızlığı olduğu (pasif-agresif) ve Charlie’nin babasının (Eric) annesinin üçüncü kocası ve onun tanımlamasıyla en büyük hatası olduğunu öğreniriz. Tabi bütün bu süre zarfında Charlie’nin umutsuzca oturduğu yere yağmur yağmış, Charlie sırılsıklam olmuştur. Ona doğru bağıran McLeod’un sesiyle kendisine gelir. Islak, çaresiz gözlerle McLeod’a bakar.  

Sahne değişir. Elbetteki ıslak ve çaresiz çocuğu McLeod yakındaki kendi evine taşır. Biz McLeod’un evini gezeriz. Grotesk, karanlık bir sanat anlayışı her taraftadır. Bir çocuğun korkabileceği her şey orada mevcuttur. Ancak Charlie tabii ki korkmaz. Doldurulmuş hayvanlar, tam aydınlatılmamış bir ortam, kütüğe oyulmuş bir insan kafası, kocaman boynuzlu bir kafatası(Baphomet tasvirlerindekine benzer.) vs. tam bir şamanik ortam(Sonradan yahudi olduğunu öğreniriz ayrı mesele…) ve harita olduğunu düşündüğümüz yerin üzerinde pergel, cetvel, dürbün gibi detaylar(masonluk sembolleri) içerisinde dolaşırız. Bir saatin önünde üzerinde battaniye ile Charlie durmakta ve ilgiyle saate bakmaktadır. Saatte Latince bir şeyler yazar (Saat bu arada geceyarısı 12’ye çeyrek kaladır.) Latince yazıların altında da Barrett Academy’nin ustalarından(master kelimesi geçiyor teacher değil) Justin McLeod yazmaktadır. Charlie’nin baya ilgisini çeker saat ve eline alır. Eline aldığında saat birden ses çıkartır. Charlie ürker ve saati yerine bırakır. McLeod gelir ve konuşurlar. (Bu konuşmada McLeod’un kullanılan kelimelere karşı takıntısını görürüz. Öğretmen olarak karakterini bize tanıtırlar: sert, tavizsiz, dikkatli…) Çıkışta Charlie’nin kitapları yenilenmiş, koltuk altına sıkıştırılmıştır. McLeod eve yalnız dönüp dönemeyeceğini sorgularken, Charlie de McLeod’un hala öğretmenlik yapıp yapamayacağını sorgulamaktadır. McLeod’a yatılı okula gitmek istediğini söyler. McLeod, “Buralarda pek anlaşılmıyorsun herhalde?” diye karşılık verir. Charlie ise evde üç kadın ile yaşamaktan  bunaldığını söyler. McLeod ise yatılı okula gitmek istemesi sebebini, “Ergenlik kaygıları değilmiş demek ki…” diye alaycı bir şekilde belirtir. Charlie’de hemen, babamın okulu, kore gazisi, deneysel uzay mekiği vs. gibi yalanlar sıralar ama McLeod’un oralı olmadığını fark edince, “İstersen ücretini karşılayabilirim.” der. McLeod, “Hayır karşılayamazsın.” der (McLeod’un beklediği bedelin para olmadığı seyirciye aşikar olur ama art niyet hissettiren bir tonlama ile değil.) Kapıyı Charlie’nin suratına kapatır. Charlie eve gittiğinde annesi müstakbel yeni kocasıyla sıkıcı konuşmalar yapmaktadır. (Yeni başlayan ilişki konuşmaları…) Tabiki charlie’ye nerede kaldığına, ne yaptığına dair herhangi bir şey  sorulmaz. Annesi Charlie’yi müstakbel kocası Carl ile tanıştırır. Carl, Yale’den bir profesördür. Annesi bunu Charlie’ye söylediğinde Carl, Charlie’nin elini samimiyetle sıkar ve “Bana sadece Carl de, egoma yönelik yalakaca, Hegelci, dalkavuk zırvalarına ihtiyacım yok.” der. (Unvanlar önemli değil, ister öğretmen olayım ister profesör ben de senin gibiyim, insanım. ne kadar sevimli değil mi? Buraya yerleştirilmesi ve zamanlaması da elbette…) Ancak bu anarşist saçı sakalı olan Carl’a Charlie iç sesinde : “ Bir balık bile yakalayamamıştır, saçlarını da kuaförde vakumla kabartmıştır” der. (Bu arada “she” diye hitap eder, “he” değil. Son derece cinsiyetçi yaklaşır bu adama. Y.N: Filmi lütfen orijinal dilinde izleyip, orijinal konuşmaları internetten araştırıp bulun. Ne yazık ki bir çok detay esasında orijinal dilden çevirilmiyor.

McLeod ise ünlü saatinin ve yanan şöminesinin önünde operasını dinlerken saatin üzerinde yazan latince şiiri okur (Virgil’in aeniad destanından bir pasajdır bu şiir. Dikkatleri İlahi Komedya’da cehenneme yaptığı yolculuk sırasında Dante’ye eşlik eden bu Romalı şaire çekmenin manası nedir bilemedik.) Şiirden sonra McLeod eline bir ayna alır ve önce yüzünün yanık olmayan tarafına bakar ardından da yanık olan tarafına. (Kendisinden tiksinir, barışık değildir kendisiyle McLeod.) 

Ertesi gün Charlie tekrar kendisini bisikletiyle McLeod’un yanına atar. McLeod’un köpeği karşılar Charlie’yi ama bu sefer Charlie köpekten kaçmaz. Sırıtır ve köpeğe hakaretler yağdırır. Çünkü Charlie şekilcidir. O esnada McLeod da bunları duyar ve ve Charlie’ye  orada olduğunu belli eder. Charlie yarı utanmış yarı pişkin “Naber?” der. “ Güzel bir gün değil mi?” diye ekler. McLeod donuk donuk bakmaya devam eder. Charlie bu sefer ders isteğini tekrar eder. McLeod da sessizce gider ve bir kürek alıp gelir. Charlie’ye, “Deliklerden hoşlanırım.” der (İngilizce bilenlere bir açıklama: ”I like a hole”, der. Tabi ki “I want you to dig a hole” falan değil. Bu kelimelere dikkat eden adamın kelime seçimleri garip.) Charlie şaşırır ve hepimizin anladığı aslında derse başlamış oldukları gerçeğini bir türlü anlamaz. İşini bitirip McLeod’un evine döndüğünde McLeod bu sefer ondan bir kompozisyon  yazmasını ister. Charlie, sınavda kompozisyon çıkmayacağını söyler. McLeod ise, “Burada patron benim ben ne dersem o!” minvalinde takılır. Benim tarzım bu, ya sev ya terk et psikolojisi Charlie’de ters teper ve McLeod’a çıkışır. McLeod ise, “Sana acıyacak değilim.” der. Charlie kompozisyonu yazmaz ve “Sen kendine acı ucube, aptal ucube.” diyerek çeker gider. 

Charlie’nin evinde parti verilmektedir. Fon müziği Moon River’dır. Moon River şarkısında: rüyalarımı yapan, kalbimi kıran sen nereye ben oraya… Aynı gökkuşağının sonundayız… gibi sözler vardır. (y.n. Aynı şarkı bu manidar ve başka yerlere çekilebilecek tevriyeli sözleri  çok beğenilmiş olacak başka bir pedofilik film olan, Almadovar’ın kötü eğitim filminde küçük çocuğun tacize uğramadan birkaç saniye önce söylediği şarkı da aynı zamanda.) Bu partide McLeod’un dedikodusu yapılır. Dedikodulardan birisi de McLeod’un kazada erkek arkadaşını öldürdüğüdür.Charlie de merakla dinler. Burada McLeod’un iyi eğitimli olduğunu ve trajik kazası hakkındaki dedikoduları öğreniriz. (McLeod trafik kazasında erkek arkadaşını ! Öldürmüştür.) Charlie “Bilirsiniz, Bir yaşama napalm bombası atmaktan başka bir şey istemiyorum.” (y.n. Altyazıda başka bir şey söylüyor.) diyip ortamı terk eder.

Ertesi sabah kahvaltıya indiğinde annesini yalnız gören Charlie annesine “saç ile evlenecek misin?” diye sorar. Annesi yüzünde gülümseme ile “Carl mı?” diye sorar. “Sence evlenmeli miyim? ne dersin?” diyerek küçücük çocuğun fikrine başvurur. Sonra yaptığını anlar (şükür) ve “Annelik işleri bana göre değil” der. (Seyirci burada anneye karşı antipati ile doldurulmaktadır. İleride yaşanacak bir anne x McLeod çatışmasında elbette seyircinin seçeceği taraf şimdiden dizayn edilmektedir. Hangimiz nefret etmeyiz ki bu tarz bir anneden?) Sonra annesine, “Eğer kızmayacaksan bir soru sorabilir miyim?” diye sorar. Annesi onay verince Charlie üvey ablasının neden ondan nefret ettiğini sorar. Annesi yalan söyleyecekken birden doğruyu söyler “Doğduğun için.” Charlie de; “Ama bu benim hatam değildi ki?” der. Annesi de, “Ama o bunu bilmiyordu ki.” der. (İnsanlar doğumlarını seçemezler Charlie, sen böyle doğdun diye senden nefret edilmesi ne büyük haksızlık değil mi? Metaforik olarak göndermeleri umarım takip edebiliyorsunuzdur ya da beyninizi kanalize etmek istedikleri noktayı nasıl incelikle ele aldıklarını.) Charles anlamayınca anne açıklamaya devam eder “Tek bildiği sen doğduğunda babanın sevgisi-meyili(affection kelimesi seçilmiş) için sen bir rakiptin”. Charles iyice şaşırır çünkü üvey ablası babası için hep kötü konuşmaktadır. Üvey abla içeri girer. Muhabbet biter. Annesi fısıldayarak, bir zamanlar babasına üvey ablasının  daha farklı hissettiğini, belirtir. (Bu da gariptir. üvey çocuğun üvey babaya olan sevgisi ve paylaşmak istememesi, sonra bütün bu sevginin kocaman bir nefrete dönmesi – ki ileride babanın alkolik ve dayakçı olduğunu da öğreneceğiz.) 

 Bu gergin sahnenin ardından Charlie ders çalışmak için kütüphanenin yolunu tutar ancak ne yazık ki kendisinde kütüphanede çalışacak gücü bulamaz. Charlie’ye McLeod gibi canlı kanlı bir eğitmen lazımdır ve yazılmış bir kompozisyonla McLeod’un evine gider. McLeod’a kompozisyonunu sunar. McLeod kompozisyon başlığını okur (sistem neden acilen  değişmeli) ve kompozisyonu Charlie’nin yazmadığını anlar. Ancak her usta eğitmen gibi yalanı yakalasa da hemen ele vermez. Charlie’den tekrar bir çukur kazmasını ister bu sefer üçgen şeklinde olacaktır. (2x2x3 boyutlarında) Charlie de kendisine eğer çukurlara ihtiyacı varsa amele tutmasının daha iyi olacağını söyler. McLeod ise, “Benim çukurlara ihtiyacım yok.” diyip gülümser ve kompozisyonu incelemeye gider. 

Çukur bitince Charlie, McLeod’un yanına gider. McLeod ona kompozisyonu hakkında sorular sorar ve Charlie’nin hilesi açığa çıkar. McLeod ona yine, “Ya sev ya terk et.” tehditini yapınca Charlie ona hem çukur kazmanın hem de bu yazı işlerinin anlamsız olduğunu söyler. McLeod’dan ses çıkmaz ve Charles oturup paşa paşa örümcek adamlı bol argolu ama özgün kompozisyonunu yazar. Kompozisyonunu teslim edip eve geriye doğru dönerken filmdeki cinsiyetçilik mesajlarını ve cinsel liberalizmi temsil eden üvey küçük kız kardeşi bir mezarlığın başında yemek yiyip şarkı söylemektedir. (Şarkının türkçe çevirisini iliştirelim şuraya: Kadın olarak doğduysan, incinmek için doğmuşsundur, sen üzerine basılması için, yalan söylenilmesi, aldatılması, pislik gibi davranılması için. y.n. :Küçük kızın filmin başında annesi ve ablasıyla arabada dinlemek için tartıştığı şarkıdır aynı zamanda.)  

Kız, Charlie’ye onun McLeod’a gittiğini bildiğini söyler. Charlie kızın boğazına yapışır, kızı incitir, pislik gibi davranır(!) birisine söylememesini ister. Kız da eğer onunla McLeod’a gitmesine izin verirse kimseye söylemeyeceğini söyler. Charlie reddeder. Kız Charlie’yi sorgular. Annesi sonuçta o adam için manyak demiştir.“Orada ne yaptığınızı anlatsana? Ondan hoşlanıyor musun? O senden hoşlanıyor mu?” (Ne demiştik: Kız cinsel liberalizmi temsil ediyor.) Charlie sorudan irkilir ve hemen yalan söyler “Onun kimseyi sevmesi mümkün değil, ben de ona bakınca tiksiniyorum, o sadece bana ders çalıştırıyor.” 

Bir sonraki sahnede Charlie yine McLeod’un evine gider. McLeod evde değildir ama kapıya bir not iliştirmiştir. (Çukurları doldur.) Charlie hayıflana hayıflana dediğini yapar. Eve  döndüğünde McLeod hala evde değildir. Charlie de evi keşfe çıkar. Çatı katına doğru çıkarken birden karşısına McLeod’a şaşırtıcı derecede benzeyen bir çıplak bir erkek manken çıkar. Bu çıplak erkek mankenin Charlie’nin üzerine doğru sallanması ve sırıtması hakikaten insanın sinirini bozacak şekildedir. Biz de mankeni Charlie’nin gözlerinden izleyince iyice sanki Charlie’nin üzerine çıkmış gibidir. (Sahne tasarımını yapanları tebrik etmek lazım,  senaristin hikayeye dair söyleyemediklerini, görüntü yönetmeniyle sanat yönetmeni söylemiş.) Charlie diğer mankenleri de inceler, hatta bir kadın mankenin göğsünü de okşar. Aniden McLeod köpeği Mickey ile içeri girer ve Charlie panik yaparak sessizce sıvışır.McLeod’un soyunmasını izlerken Bu sıvışma esnasında tıpkı röntgenciler gibi McLeod’u soyunurken de görür. Onun o yaralı vücudunu izler. Sonra kapıdan yeni girmiş gibi yaparak McLeod’a selam çakar.  Ancak McLeod ona latince “budala ergen”der. (Sanki onun yukarıda olduğunu zaten biliyormuş gibi, sanki onun önünde bilerek giyinmiş gibi)  

Sahnenin devam eden kısmında McLeod, Charlie’ye geometri anlatır ama Charlie McLeod’a dikkatle bakmaktadır. McLeod rahatsız  olur ve Charlie’nin dibine kadar yaklaşıp; “İyice bak da aşabilelim artık bunu.” demektedir. (Charlie şekilciliğinden ilk defa utanır, bu esnadan sonra McLeod’un tipi değil, Charlie ile olan iletişimi önemlidir. Seyirci rahatlatılır, artık tipe bakılmamalıdır, McLeod sadece iyi ama talihsiz bir adamdır gözümüzde.)  

Bir sonraki sahnede yeni bir karakteri berber dükkanında tanırız. Polis memuru Wayne ile tanışırız. Bir mahalleli ile tabili McLeod’u tartışırlar. Herkesin bu adamdan rahatsız olduğunu öğreniriz. Wayne ise McLeod’un geldiğinden beri bir ruhu bile incitmediğini söyler.(Bu sahnede seyirci artık McLeod ile ilgili şunu düşünmelidir: Sadece yüz yanığından kaynaklı bir korku değildir bu. Adam özellikle izoledir. Burada düşünülmesi gereken şey Amerikan daha alt seviyelerdeki halkı farklı olana zorbalık yapmayı sevebilecek bir kesim olsa da yine aynı kesimin sirklerde ucubeleri izlemek için dolarlar saçtığı da bir gerçektir. Ya da ucubeleri popüler yapmayı seven saçma sapan bir pop kültür anlayışı geliştirdikleri de. Bu sebeple aslında dikkatli seyirci, McLeod’un devlet tarafından izolasyon cezasına çarptırıldığını, toplumdan uzak kalma cezasına sahip bir hükümlü olduğunu anlayabilir.) 


Arkadaşlarınla paylaş

10
29 Paylaşılanlar, 10 puan

Bir Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İçerik Türünü Seçiniz
Kişilik Testi
Bir seri soru sonrası kişilikle alakalı bir sonuç çıkart
Soru Cevap
Doğru ve yanlış cevaplar ile bir konu hakkında bilgi birikimini test et
Anket
Oylar ile bir tercihin seçilmesini sağla
Yazı
Görseller ve videolar ile süslenmiş yazılarınız için
Liste
İçeriğinizi listeleyerek sunun
Açık Liste
Oylanması için bir anket oluşturun
Puanlı Liste
Puanlanarak en iyi içeriğin seçilebildiği liste