Saklı Yüzlerin Yuvaları: Evler ve Sokaklar


  Bu yazı dizisinde ne kadar çok modern dönemdeki aile yapıları, yaşam felsefeleri, yalnızlaşma, bireyselleşme ve teknolojinin ele geçirdiği bireyselliği konu edinse de aslında anlatılan hikaye bizim hikayemiz; günümüz dünyasından çok da farklı olmayan süreçleri işlemektedir. Hepimizin aile içinde ve dışında, teknoloji ile bağlarında, sosyal ilişkilerinde olan gerçekleri yansıtmaktadır. Her şeyin aile içinde kalması öğütlenen bir aile öğretisinden gelen kuşaklarız. Aile ilişkilerinin sırlarının kusurlarının sır kalması öğütlenmiş bir topluma uyanmışız. Bu da yetmemiş "kol kırılır yen içinde kalır" diye bir atasözümüzü bile ezbere bilmişiz. Oysaki bugün gözlerimizi azıcık da olsa araladığımızda ukalaca mırıldanırız: Giz'lenmek en çok görünürlüğe sahip olmaktan başka bir şey değildir diye.

Modern Zaman Bağları

  Modernizm ile beraber iletişimin, sosyal bağların, aile ilişkilerinin daha da derinleşleştiği; derinleşirken de iyice gizlendiği, mükemmel bağların sembolü haline gelen kutsallığın resmedildiği bir dönem başlar. Metropollerin yoğun ışığıyla yeraltından yeryüzüne çıkan yüzler, Platon’un mağara metaforunda olduğu gibi göz kamaştırıcı bir şekilde sokaklarda dolaşırlar. Her şeyin alınıp satıldığı, metalaştığı ve herkesin bir "şey"  olduğu bir dünyaya açılır kapılar. 

  19. Yüzyılın yoğun kalabalığı baş döndürücü bir edayla karşımızdadır. 

  Artık aile; dört duvar arasında tüm çıplaklığına rağmen hala gizlenmeyi başaran bir drama dönüşmüştür.  Bu dönüş aslında bir toplumun özelden genele bozuluşunun başarılı bir resmidir.

  Büyük bir içe kapanışın dünyasıdır artık modern zamanlar. Modernizm, iç çelişkilerin, psikolojik buhranların, geçmişi unutmanın, her şeyi olduğundan ötede göstermenin, yabancılaşmanın, yalnızlığın, tüm ikili ayrımların derinleştiği bir tablo sunar bize: Geçmişi unutmanın ya da önleyemediğin yaşam hararetinin sancılarıdır tüm bunlar. Bu yazı dizisinde bahsedeceğimiz filmlerin ortak noktaları kabaca söyleyecek olursak geçmişlerin ışığında çekilen acıların, işlenen günahların, yalnızlığın ve şiddetin yoğun olarak yaşandığı, tüm hayat algısının kırılmalara uğradığı dünyalara açılan kapıların aralığından bakan kahramanların ve kahraman olamayanların izi sürülecektir. 

  Özel ve kamusal alanların ayrımıyla beraber insanların hayatları da bölünmüş acılar ve sancılarla ayrıldı. Özel alanda yaşananlar kamusala yansıtılmazken, insanların da hep mükemmel olması, mükemmel kalması ve gizemlerini korumaları beklendi. Oysa içe karşı dışın bir savaşıydı bunlar: İçsel çelişkilerin dışarıya yansıtılmamasından dolayı biriken duyguların, arzuların ve suçların bir toplamıydı. İktidar algısının ve modern zamanların insanlardan beklediği eksik yanların örtülmesi, acıların, iç çatışmaların sadece bireyselliğe indirgendiği, paylaşıma kapandığı bir algılayış hakimdir.

  Charles Baudelaire ve Walter Benjamin, metropolü, her şeyden önce bir meta ve metalaşma alanı olarak değerlendirirler. Walter Benjamin metropolü; fuhuşu, metalaşmayı, kitle üretimini ve kitlelerin doğuşunu simgelediğini söyler. Artık bedenler de metalaşmıştır. Bireyler, bedenlerini zevk üretmek ve bedenlerinin yüzeyini bir cinsel sembolizm sistemi olarak geliştirmek için denetim altında tutmaktadırlar. Beden tüketildikçe, varlığı ve anlamı dünyadaki gerçeklikten de kopmaya başlar. Zygmunt Bauman bu kopuşu; bireyi görünmez bir içselliğin içine sürüklerken dış dünyayla bağı sadece hayali bir algılayıştan öteye geçemediğini söyler.

  Sırasıyla 5 ayrı film incelenecektir.

  Bu filmlerden ilki Ang Lee’nin yönetmenliğini yaptığı 1997 yapımı The Ice Storm/ Buz Fırtınası (USA)

  İkinci filmimiz Michael Haneke’nin yönetmenliğini yaptığı 2005 yapımı Caché ( Austria/ Italy/ Germany/ France)

  Üçüncü filmimiz David Cronenberg’in yönetmenliğini yaptığı 1982 yapımı  Videodrome (Canada) 

  Dördüncü olarak Tsai Ming Liang’ın yönettiği 1997 yapımı The River /He Liu (Taiwan) filmi 

  Ve sonuncu olarak İlksen Başarır'ın 2010 yapımı Atlıkarınca filmi olacaktır.

  "Peki ama bu kadar aile ilişkileri üzerine işlenen fimler varken neden bunlar?"  diyebilirsiniz ve çok da haklı gerekçeler sunarak. Ancak incelenecek filmler cinselliğin, sessizliğin, teknolojinin, kanın aile ile bağları ayrı ayrı filmler olarak verilecektir. Atlıkarınca filmine ise özel bir alan açarak okumasını yapacağım. "Kutsal aile" yi alt üst eden ensest tabusunu Türk aile yapısı üzerinden aktarmaya çalışacağım.

  Filmleri izlemeden yazılara başlamayın tabiki; acayip spoiler içerecektir benden demesi.

  Ben yazıları ayrı ayrı girene kadar hepinize iyi seyirler tekil gözler…


Arkadaşlarınla paylaş

18
28 Paylaşılanlar, 18 puan

0 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İçerik Türünü Seçiniz
Kişilik Testi
Bir seri soru sonrası kişilikle alakalı bir sonuç çıkart
Soru Cevap
Doğru ve yanlış cevaplar ile bir konu hakkında bilgi birikimini test et
Anket
Oylar ile bir tercihin seçilmesini sağla
Yazı
Görseller ve videolar ile süslenmiş yazılarınız için
Liste
İçeriğinizi listeleyerek sunun
Açık Liste
Oylanması için bir anket oluşturun
Puanlı Liste
Puanlanarak en iyi içeriğin seçilebildiği liste