Bülbülü Öldürmek


Şimdilerde kahramanlarımız çok güçlüler, kaslılar, gerçekten iyi silahlara sahipler ve oldukça da yakışıklılar. Oysa bir zamanlar kahramanlar bunların yanında erdemli, dürüst, yürekli ve yiğit insanlardı. Hiçbir şartta yanlışın yanında yer almaz, çoğunluğun değil yalnız doğrunun yanında olurdu. Bugünlerde de herkes bu yiğit insanların arayışında. Olmak değilde bulmak ve kocaman bir oh çekerek rahatlamak çabasında. Bülbülü Öldürmek filmi bu ayrımın hemen önünde kocaman bir örnek niteliğinde durmakta.

1960 yılında Harper Lee’ nin aynı adlı romanından senaryoya dönüştürülen Bülbülü Öldürmek, 1962 yılında Robert Mulligan yönetmenliğinde sinemaya aktarılıyor. Hikaye, Büyük Buhran dönemini yaşayan Amerika’nın utanç verici ırk problemini konu alınması yanında değerler eğitimini de çok kıymetli biçimde işliyor.

Ana karakterimiz Atticus tam bir ideal baba figürü. Şefkatli, çocuklarının eğitimini önceleyen, değerli insanlar olmalarını her şeyin önünde tutan, her daim doğru bildiğini savunan ve bunu çocuklarına aşılayan bir baba. Çocuklar babalarına sadık ve saygılı. Onun hoşlanmayacağı şeyler yaptıklarında bile ona karşı dürüstler.

Film tam anlamıyla bir ideal yapı oluşturuyor. Fakat bu ideal yapıyı izlerken asla sıkılmıyorsunuz. Oyunculuklar çok etkileyici. Hele çocuk karakterlerin oyunculuğu oldukça iyi. Ve bu, filmin fazlasıyla izlenir olmasını sağlıyor. Karakterler o kadar iyi çözümlenmiş ki, filmde hiçbir aşırılık ya da hiçbir eksiklik hissetmiyorsunuz.

‘’Bir insanı gerçekten anlamanın tek yolu dünyayı onun gözleriyle görmektir.
Onun derisinin içine girip içinde dolaşmaktır.’’

Filmi iki bölüme ayıracak olursak, ilk bölümde karakterleri oldukça yakından tahlil ediyoruz. Çocukların kendi küçük dünyalarındaki eğlencelerini, sıkıcı kasabalarında aksiyon yaratacak denemelerini görüyoruz. İkinci bölüme geçtiğimizde ise, çocuklar yavaş yavaş kendi dünyalarından çıkıp bambaşka gerçeklerin içine dalıyorlar.

Atticus, kasabada herkesin tepki gösterdiği bir zencinin davasını üstleniyor. Zenci Tom Robinson, beyaz bir kadın olan Mayella’ya tecavüz etme suçundan yargılanıyor. Tabi ki zencinin suçu işlediği üzerine kasabada herkes hem fikir. Bu sebeple Atticus’ un üzerine gitmeleri yanında, çocuklar da okulda ciddi baskılar görüyor.

Duruşma günü geldiğinde neredeyse tüm kasaba bu ana tanık olmak için duruşma salonuna akınediyor. İlk dikkatimizi çeken ise tüm siyahilerin duruşmayı üst kat balkondan izlemesi oluyor. Salona girebilen tek zenci Tom Robinson ve o da ancak suçlu sıfatıyla salonda yer alabiliyor. Herkes savunmasını yaptıktan sonra apaçık suçlu olmadığı kanıtlanan Tom Robinson jüri tarafından suçlu ilan ediliyor ve duruşma ileri bir tarihe atılıyor.

‘’Ben mahkemelerimizin ve jüri sistemimizin dürüstlüğüne inandığım için bir idealist değilim.Bu
benim için bir ideal değildir. Bu yaşayan işleyen bir gerçektir.’’

Filmde ne dürüst ne bir mahkeme ne de vicdana sahip bir halk kitlesi görüyoruz. Atticus ise müvekkilini asla bir merhamet gösterisi ya da acıma duygusu ile savunmuyor. O, Tom Robinson’u salondaki herkesten biri olarak görüyor. Tüm var olan beyazlar gibi biri..

Film 1962 yılında çekilmiş. Çekildiği dönem açısından koca bir problemi işliyor olsa da, verdiği mesajlar tüm zamanları kapsar nitelikte. Irkçılığı çıkarıp suçlama hakkında başka bir veri de koysak aynı öğretileri bugüne uyarlamış oluruz. Her dönemde çetrefilli, kesin yargılar içeren, herkesçe lekelenen bir sınıf elbet var. Belli bir kesim de, böyle dönemlerde, kendinden olmayanı yok saymayı, dışlamayı, yargılamayı pek seviyor. Maalesef değer yargılarından uzak bir insan kitlesi oluşturma üzerine kurulu düzende bu film bize ‘’ Hak bildiğin yolda, yalnızda olsan yürüyeceksin. ’’ diyor. Bu dönemde yazılan kitabın da, ardından çekilen filmin de ‘’kurtarıcı’’ nitelikte olduğunu belirtmek isterim. Ne önem taşıdığını varın siz düşünün. Bu film dertli bir film, fakat derdini oturup anlatmıyor yalnızca. İliklerinize kadar sıfır ajitasyonla tane tane yaşatıyor, sorgulatıyor. Siz diyorsunuz ki Atticus ne doğru yaptı. Ne büyük bir kahraman. Çünkü bu kolay. Bu dönemde ırkçılığı yerden yere vurmak, yazmak, çizmek oldukça kolay. Bizim asıl yapacağımız, bunun yanında bugünle de değerlendirmek aslında. Bülbülü Öldürmek bize, Atticus’un yanında olabilmek ya da aynı tavrı tek başına takınmak için cesaretimizi ve kararlılığımızı sorgulatıyor. Sonra da böyle filmler için kameranın başına geçmeyi şart koşuyor. Bize de insanları gözyaşına boğmadan, idraklerinin önüne set çekmeden tertemiz  anlatmak kalıyor.


Arkadaşlarınla paylaş

4
4 puan

0 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İçerik Türünü Seçiniz
Kişilik Testi
Bir seri soru sonrası kişilikle alakalı bir sonuç çıkart
Soru Cevap
Doğru ve yanlış cevaplar ile bir konu hakkında bilgi birikimini test et
Anket
Oylar ile bir tercihin seçilmesini sağla
Yazı
Görseller ve videolar ile süslenmiş yazılarınız için
Liste
İçeriğinizi listeleyerek sunun
Açık Liste
Oylanması için bir anket oluşturun
Puanlı Liste
Puanlanarak en iyi içeriğin seçilebildiği liste