Anne Şefkati Sıcaklığında Bir Film “ROMA”


Alfonso Cuaron'un son filmi Roma, gittiği festivallerde ödüllere doymuyor. Şimdi ise Oscar adayı olduğu açıklandı. Peki film neden bu kadar sevildi ve takdir edildi? Filme bir göz atıp bu sorunun cevabını arayalım.

Anne şefkati sıcaklığında bir film diyebiliriz Roma için. Hikayenin yapısı kadınların ve çocukların dünyasını üçüncü kişi olarak izlememizi sağlıyor. Karakter yapıları hayatın içinden. Tabii ki hepimizin yaşadığı coğrafyaya göre anlam-değer dünyalarımız değişebiliyor. Ama bir insan olarak yaşanılan his ve duygular arasında o kadar da büyük bir fark bulmak zor. Hatta ortak duyduğumuz bir his var ise o da acıdır. Bu ortak his konusuna biraz daha cinsiyet özelinde bakarsak kadınlar için "annelik" diyebiliriz. Yönetmen annelik üzerinden kadın dünyasına bir pencere aralıyor.

Alfonso Cuaron'un  çocukluğundan kısa bir kesiti,  anılarını, kendi dadısı Liboria Rodríguez’den yola çıkarak oluşturduğu Cleo karakteriyle beyaz perdeye yansıtıyor.

tvfvgvtfvtfv

Kısa bir tanıtım yazısından sonra film incelemesine geçebiliriz. Bundan sonrası spoiler içerir. Filmi izleyip okumanızı tavsiye ederim.

Çok dağınık bir evde çalışan Cleo'nun koşturmacalı ve yorucu hayatını görerek başlıyoruz filme. Fiziksel olarak insanları incelediğimizde evdeki hiyerarşinin etnik bir hiyerarşiye dayalı olduğunu fark ediyoruz. Evdeki hizmetçilerin farklı bir ırktan olduğunu ve onların ırkının Mexico City'de genel olarak alt sınıf işlerde çalıştırıldığını görüyoruz. Evdeki mobilyalar, kullanılan eşyalar ve arabalar ise bir dönem filmi olduğunu anlatıyor. 1970'li yıllarda geçen çocukluğunu anlatan Cuaron aynı dönemi filme de taşımış…

Cleo, çalıştığı evdeki ev sahibi kadınla aynı kaderi paylaşıyor.Her iki kadın da erkekleri tarafından terk ediliyor. Çocuklarıyla bir başlarına kalıyorlar. Hayatlarına devam ederkenki çabalarına, acılarına, mutluluklarına tanık oluyoruz. Aynı kaderi ve acıları paylaşmalarına rağmen Sofia hep efendi, Cleo da hep hizmetçi olarak kalıyor. Öncesinde bahsettiğimiz hiyerarşi filmin ilk dakikasından son dakikasına kadar hiç değişmiyor. Filmin son sahnelerinde Cleo'nun çalışmak için gitmediği tatilde  hep beraber dondurma yerlerken bile bir hiyerarşi söz konusu. Çocuklar ve Sofia otururken Cleo ayakta duruyor. Yönetmen bölgenin sosyolojik yapısını  filme bu şekilde yansıtıyor.

Filmde güçlü ve karakterli iki kadın profili çiziliyor. Daha öncesinde bahsettiğim ve diğer yazımda da üzerinde durduğum gibi karakterler hayatın içinden seçildiği için hikayenin ikna edici gücü artmış. Filmin ana teması olan "Kadınlık" veya "Annelik" körü körüne kutsanmamış. Bu kadınların menfi ve müsbet yönlerinin dengeli bir şekilde oluşturulduğunu görebiliyoruz. Sofia da Cleo da mükemmel  insanlar değiller. Filmde bunun altı kalın bir çizgiyle çiziliyor. Sofia, araba kullanamayan, sabrı taşarsa çocuğuna tokat atan, bağıran, hizmetçilerini azarlayan bir kadın. Başka bir yönden bakınca çocukları için mesleğini bir kenara bırakıp sevdiği işten feragat eden, hizmetçisiyle tatile çıkan,onun hamileliğiyle yakından ilgilenen bir kadın. Cleo ise, çocuklarla çok iyi anlaşan, evin köpeğine bile aşırı sevgi gösteren bir kadın olduğu halde kendi çocuğunu hiç istemiyor. Onun hamilelik sürecinde mutlu olduğunu veya karnını sevgiyle okşadığını vs. hiç görmüyoruz. Filmin sonunda da itiraf ettiği gibi, onun doğmasını hiç istememişti. Başka bir taraftan baktığımızda Celo aslında çok güçlü bir kadın. Fermin'in(çocuğunun babası) antrenman yaptığı sahada onları izlerken hocanın "sadece usta sporcular bu hareketi yapabilir" dediği hareketi hiç zorlanmadan yapmayı başarabilmişti.

Sofia'nın eşinin verdiği kasveti onu ilk gördüğümüz sahnede hissetmemiz çok normal. Evin avlusuna ucu ucuna sığan arabayı park etme çabasındaki gerginlik evdeki gerginliğin bir yansıması adeta. Belki de o araba gibi o evde kendini sıkıştırılmış hissediyordu. Peki Sofia ne yaptı? Sofia o evde, çocuklarıyla kalmak zorundaydı. Gitmedi. Arabayı gerekirse sağa sola çarparak o avluya parketti. Arabayı bir süre hasarlı olarak kullandı. Bunu büyük bir sorun haline getirmedi. En sonunda arabayı değiştirme kararı aldı. Daha küçük bir araba alarak sorunu çözdü. Kaçıp gitmek veya sorun çıkarmaktansa yapıcı bir çözüm buldu. Araba olayındaki durum ile eşiyle ilişkisi benzerlik taşıyor. Eşini evde tutmak için elinden geleni yapan ve gitmesini kabullenemeyen Sofia, arabayı da kullanmayı pek beceremediği halde kıra çarpa avluya park edip, bir süre o haliyle kullanıyor. Eşinin gittiğini kabullenen Sofia, bir zaman sonra daha küçük bir araba alıyor ve artık yeni hayatına yön vermeye başlıyor. O eve kasveti çökmüş olan adam gidince evdeki o dağınıklık da düzelmiş oluyor. Filmin başındaki o dapdağınık ev adam gidince derli toplu bir ev oluyor.

Film, güçlü kadınların dünyasını anlatıyor ama feminist bir bakış açısıyla anlatmıyor. Sadece kadınlara saygı, sevgi ve samimiyet duyan bir erkeğin gözünden sinemaya düşülmüş bir not… Öyle ki bu filmde kadınlar mükemmel değil, erkekler de yerin dibine giresice varlıklar değil 🙂 Doğum sahnesinde Antonio(Sofia'nın eşi) Cleo'ya destek oluyor. Onu rahatlatıcı telkinlerde bulunuyor.

Doğum sahnesinden bahsetmişken sahnenin güzelliğinden devam edebiliriz. Hatta sekanstan bahsedelim. Doğum sekansı beşik bakmak için mobilyacıya gitmeleri ile başlıyor. Dışarıda korkunç bir sokak çatışması yaşanıyor. Yönetmen sokak çatışmasını göstermeyi tercih etmiyor. Bizim Cleo'nun dünyasında kalmamız gerektiğinin altını çizerek onun gözünden olayları izletiyor. Kamerayı sokağa indirmiyor. Filmin genelinin aksine doğumhane sahnesinde sabit kamera kullanılıyor. Çocuk doğduktan sonra tek bir kamera hareketi göremiyoruz. Çocuğunun nefes almadığını gören Cleo için hayat durmuştu. Ne o an çektiği acı umrundaydı ne de doktorların söyledikleri… Onun için tek önemli şey çocuğunun yaşamasıydı…

Film genelinde kullanılan geniş açılı çekimler ve sıkı çalışılan sanat yönetimi sonucunda izleyicilere bir görsel şölen yaşatılıyor. Hele ki Cleo'nun Mexico City sokaklarındaki koşturmalarında yapılan panlar ile sanki ben o sokaklarda koşturuyormuşum gibi hissettim. Film genelinde bir çekim dili oluşturulmuş. Geniş açılar ve panlardan oluşturulan bir çekim dili mevcut. Gereksiz yakın plan çekimi yapılmamış tam tadında bir film. Ayrıca her sekansı bir film tadında …

Birçok filmde yönetmenler bir şeylere atıflar yapmayı tercih ederler. Bazen bir diyalog, bazen bir obje, bir sahne veya bir bakış ile… Roma filmi de bütünü itibariyle yönetmenin kendi çocukluğuna yaptığı bir atıf. Sürekli köpek pisliği yüzünden yıkanan avlu, bir yerlerdeki radyodan çalan şarkılar, ara ara sokaktan geçen bando takımı ve sokak satıcıları… Bunların hepsi yönetmenin çocukluğundan anımsadığı bir kaç anı… Filmi ikna edici kılan şeyin hayattan parçalar taşıyor oluşunu çokça ifade ediyorum. Sanırım sorumuza cevap bulma yoluna girdik…


Arkadaşlarınla paylaş

9
3 Paylaşılanlar, 9 puan

0 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İçerik Türünü Seçiniz
Kişilik Testi
Bir seri soru sonrası kişilikle alakalı bir sonuç çıkart
Soru Cevap
Doğru ve yanlış cevaplar ile bir konu hakkında bilgi birikimini test et
Anket
Oylar ile bir tercihin seçilmesini sağla
Yazı
Görseller ve videolar ile süslenmiş yazılarınız için
Liste
İçeriğinizi listeleyerek sunun
Açık Liste
Oylanması için bir anket oluşturun
Puanlı Liste
Puanlanarak en iyi içeriğin seçilebildiği liste