Videodrome : Yaşasın yeni beden!


Beden, bedenin içi, hastalıkları ve ondan doğan yeni organlar, bedenle bütünleşmiş yeni uzuvlar… Bunlar hep filmlerini büyük kabuslara dönüştürebilen yönetmen Cronenberg’in metaforlarıdır. Bu yazıda da Cronenberg’in kariyerini en tepeye taşıyan filmini inceledik: Videodrome.

İçeride ve dışarıda yaşamanın farklı yaşam pratikleri; insanı kendi ruhuna, topluma ve bedenine yabancılaştırır. Değişen mekanlar ve sosyal çevrenin beklentileri bireyi farklı roller üstlenmesi için zorlar. Kendimize dönüp baktığımızda evde, sokakta, işyerlerimizde bambaşka kişiliklerle davranmak zorunda kalmışızdır. Bu durum bizi psikolojik buhranların da tam ortasına sürükler. 

videodrome,film,sinema,david cronenberg,oscar

Zamanla içerideki biz dört duvar arasına sıkışan ve kendince bir özgürlük alanı olarak addettiğimiz mekanlarda biz olmaya başlarız. Çünkü zamanla dışarının istediği gibi yaşamaya başlıyor insan. Dış dünya daha soğuk, daha yavan bir hale gelirken yeni bir unutma aracının daha hayatlara sızdığını, kontrol ettiğini ve bizim tepkilerimize dahi karar verdiğini görürüz: Televizyon ve o’nun hayat algısı.

Özellikle televizyonun her eve girip, aile hayatının artık vazgeçilmez bir unsuru olmaya başlamasıyla beraber; bir taraftan insanı eğlendiren diğer bir taraftan da hayat algısını yöneten bir makine haline gelir. İnsan artık akışı olmayan bir ekranda kendini unutmanın ve eğlencenin zevkine dalar. Görüntüler bazen hiç yaşayamayacağımız deneyimlerimiz haline gelir. Tüm toplumsal istikrarsızlığı görmezden gelerek, daha da körükleyen ve özendiren, akışı olmayan bir gözleme sürükler insanları. 

Baudrillard’ın söylediği gibi; 

“İnsan artık kendi varlığını üretemez, artık kendisini oynayamaz ya da sahneleyemez, artık kendisini ayna olarak üretemez. Şimdi artık katıksız bir ekrandır, tüm etki akışlarının merkezinde yer alan şalterdir” .

Birey artık tepkilerini ve hislerinin kendisinin belirlediği hayatın içinden koparılmıştır. Ekranlar artık bireyin neye nasıl tepki vereceğine karar veren mekanizmalardır, bireyin tepkiselliğini yeniden üretirken kendisine de bağımlı kılar. 

Sürekli ekranlarda kendini yeniden üreten bir halkın ilk talebi geçmişi unutturup yenisini önlerine sunmasıdır. David Cronenberg’in Videodrome tam da böylesine bir akış içinde bir televizyon kanalında çalışan ve sürekli yenilik arayışında olan bir adam üzerinden bir toplumun analizini yapmaktadır. 

Filmlerin her zaman en doğal ve her zaman en gerçeğini arayan Max karakteri: Pornografik öğelerin erotize edildiği sahnelerden çok gerçeğin görüntülerinin peşindedir çünkü her şeyin sanal olduğu bir hayatın içine girmeyi sağlayan tek şeyin gerçek öğeler olduğunu düşünür. Ancak yenilik arayışının bir “virüs” olduğunu duyuran Prof. O’Blivion çoktan sahnededir ve virüsünü Max’e de çoktan bulaştırmıştır. 

Max’in hayat algısı artık bütünlüklü olmamakla birlikte bir hayalden ibarettir.

videodrome,film,sinema,david cronenberg,oscar

Max Renn karakteri porno içerikli yayın yapan küçük bir televizyon kanalında çalışmaktadır. Ancak izleme oranlarını daha çok artırmak için daha orjinal ve gerçekçi görüntülerin peşine düşer. Birgün Max aynı kanalda çalışan Harlan’ın izlettiği snuff tarzı korsan yayının peşine düşer. Bu videonun adı Videodrome’dur. Videodrome dediğimiz program maliyeti çok ucuz olan boş bir odada geçmektedir. Ancak videoda sadece şiddet, işkence ve cinsellik içeren görüntüler bulunmaktadır. Bu görüntüler Max’i çok heyecanlandırır ve peşine düşmeye karar verir. Ancak bu videolar izlendiği andan itibaren kişilerin bedenlerine bir virüs yerleşir ve yavaş yavaş herkesi intihara sürükler.

videodrome,film,sinema,david cronenberg,oscar

Ki Cronenberg, neredeyse tüm filmlerinde başedemediği saplantılı bireylerle hatta onların bedenleriyle ilgilenir ve en sonunda kahramanları buhranlara dayanamayıp intihar ederler. Max’in de sonu böyle olur.

Filmimize geri dönersek Max izlediği bu videodrome’lardan daha çok izlemek ister. Bu videoların arkasında O’Blivion vardır. O’Blivion aslında videodrome’un bulaştırdığı virüsten dolayı aylar öncesinden ölmüştür. Ancak ölmeden önce yüzlerce video çekimi yaparak hala televizyonlara çıkmaktadır. Yani kanala başlanan O’Blivion aslında kayıttan programlara katılmaktadır. 

Max videoların daha fazlasının peşindeyken O’Blivion’un kızı Bianca’ya ulaşır. Bianca virüsten, babasının öldüğünden, videoların tehlikesinden bahseder. Zaten filmde cinsellik hep erkek karakterler üzerinden işlenirken ilk defa güçlü bir kadın karakter gördük diye sevinebiliriz ama O da güçlü olmadığının sadece “babasının ekranı” olduğunu bize film boyunca hatırlatılır. 

Cronenberg bu anlamda eleştirilmeyi kesinlikle hakeder. Çünkü filmde güçlü bir kadın karakter yoktur hatta videorome görüntülerinde şiddet ve işkenceye maruz kalanlar yine kadınlardır. Videodrome’da zevk nesnesi olarak yine kadın bedenlerinin kullanılması, hatta Max’i “kötü yol”a sürükleyen de yine bir kadın karakter Nicki’dir. Hatta ve hatta bu videoların yayılmasını sağlayan da yine bir kadın karakterdir: Masha.

videodrome,film,sinema,david cronenberg,oscar

Televizyonun denetimine giren bedenlerimiz gün geçtikçe bedenimizin bir çıkıntısı halini alır. Sanal ve gerçek dünyalar tıpkı gerçek hayatta ve filmde olduğu gibi birbirine girer. Gerçek hayatın içinde halisülasyonlar, rüyalarımızın içinde sanal gerçeklikler hakim olur. Filmde Bianca O’Blivion bu karmaşayı şöyle özetler:

“Televizyon, bedenin fiziksel varlığına gereksinim duyulmayan bir varoluş biçimidir.”

Filmin devamında Max bu virüsten kurtulmak için bir arayışa girer ve karşısımıza bingooo Spectacular Optics yani tek gözcü yani medya patronu çıkar karşımıza! Medyanın hayatımızı nasıl yönlendirdiği, en küçük zaaflarımızı dahi nasıl kullandığını ve bizi nasıl psikolojik buhranlara sürükleyebileceğini izleriz. Medya tam da bu noktada bu yüzden problemlidir ve hayatımızın ortasında bizi biyolojik robotlara nasıl dönüştürebildiğini izleriz. 

Modernzimle yeniden tüketilen ve biçimlendirilen beden yenilik arayışı içine yeni bir hayatın doğuşuna inandırır kendini. Filmin son sahnesinde Max’in dediği gibi: “Yaşasın yeni hayat!” Yeni bir hayat algısını varlığına inandırılan birey her ne pahasına olursa olsun bedenini bu yeni hayatın tüketimine sunmaya arzuludur. Çünkü yaşam pratikleri bedeninin yetersizliğine ve anlamsızlığına işaret ederek sürekli bir yenilenme ya da kendini tamamlama çabasıyla yok olur. 

Bedenin böylesine bir tüketim nesnesi haline gelmesi ve bireyin önce kendine sonra bedenine karşı amansız bir yabancılaşması Cronenberg’in karanlık dünyasıdır demek isterdim lakin üzgünüm gerçekliğin ta kendisidir.

            

Vee film incelememizin üçüncüsü de bitti. Diğer filmlerimiz Ang Lee‘nin The Ice Storm filmi,  Haneke‘nin Cache‘i ve şimdi üçüncüsü Videodrome.  Diğer filmlerimizin neler olduğunu derinlemesine kategorisinden inceleyebilirsiniz.


Arkadaşlarınla paylaş

6
3 Paylaşılanlar, 6 puan

0 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İçerik Türünü Seçiniz
Kişilik Testi
Bir seri soru sonrası kişilikle alakalı bir sonuç çıkart
Soru Cevap
Doğru ve yanlış cevaplar ile bir konu hakkında bilgi birikimini test et
Anket
Oylar ile bir tercihin seçilmesini sağla
Yazı
Görseller ve videolar ile süslenmiş yazılarınız için
Liste
İçeriğinizi listeleyerek sunun
Açık Liste
Oylanması için bir anket oluşturun
Puanlı Liste
Puanlanarak en iyi içeriğin seçilebildiği liste