Neden Kısa Film Çekemiyoruz – 1


Kötü film çekmenin bir çok mazereti ne ekipman, ne de uydurduğumuz mazeretler. Peki neden çektiğimiz kısa filmler kötü oluyor?

Sinemaya ilgisi olup izlemekten öte “benimde çekecek hikâyelerim var” diyenler, yarışmaların verdiği para ödülleri avucunu kaşındıranlar ve üniversite öğrenciliği döneminde proje ödevi hazırlaması gerekenler, kısa film çekmek için büyük emekler harcarlar. Peki, çekilen bu kısa filmlerin çoğu neden niteliksiz ve amatörce duruyor?

Bunun birçok teknik nedeni olsa da (daha önce ki yazılarda bahsedildi) en temel sorun “film” önünde geçen “kısa” kelimesi.

“-kısa film yarışması varmış, 20.000 tl ödül veriyor. Hemen bir şeyler çekelim”

-daha önce bir şeyler çektin mi?

Nolacak? Altı üstü kısaca film, hemen yazar çekeriz!

Sinema tarihin hiçbir döneminde filmlerin niteliği, süresi ile doğru orantıda ilerlememiştir. Aya SeyahatGeorge Melies’in Çektiği Aya Seyahat filminin toplam süresi toplam 14 dakikadır. Bu süresnin kısalığına rağmen milyonlarca dolar bütçe ayrılmış ve dünya sinemasına birçok konuda öncü olmuştur.

Hepi topu kısa film abi, sen ne bekliyodun ki?

 

Ne yazık ki sürenin uzaması veya kısalması yapılan işin kötü ve basit olmasına mazeret değil. Bunun en basit örnekleri “reklam filmleri”. Çoğu 30 saniyeyi aşmayan televizyon reklamlarının bütçeleri milyon liraların üzerinde. ( Türkiye için konuşacak olursak, en çok bütçe ayrılan sektörler sırası ile, reklam, tv dizileri ve sinema filmleridir. )

Kısa filmler, bir önermeyi anlatması açısından izleyen için keyifli fakat yapımı açısından en zor olan görsel sanat (visual art) türüdür. Zor olmasının başlıca nedenleri arasında müşterisinin olması, bütçesiz olması ve yayınlanacak mecraların kısıtlı olması sayılabilir. Zor olanın kolay algılanması, ne yazık ki kısa filmleri birer video çöpleri haline getiriyor. Kısa filmin amatör işi olduğu algısı, “nasıl olsa kolay abi herkes çekiyor” düşüncesi ile birleşince, film için çalışacak ekibin hikâyeyi ve seti küçük görmesi ile sonuçlanıyor. Çekilen film berbat olduğunda ise ekipten hiçbir kimse -yönetmen dâhil – işin kötü olmasının sorumluluğu almayarak, suçu kameraya veya ekipmana atarak işin içinden kurtulmaya çalışıyor. Şunu hatırlatmakta fayda var: Yaptığınız iş bir film. Ekipmanınız veya bütçeniz yoksa o işe kalkışmayın. Ya da prodüksiyonunuzun yeteceği hikâyeleri filmleştirin. Bu güne kadar ticarete atılıp daha sonra batan şahıslara, mazereti ne olursa olsun (kaynakların yetersizliği, işçilerin vasıfsızlığı, donanımların eski olması vs.) icra memurlarının hak verdiğini görmedim. Nihayetinde batmış şirketin tüm mallarına el koyarak alacaklılara ödemelerini yaptılar. İzlediğiniz kötü bir filmi düşünün. Kaçınız kamera arkasındaki sorunlara hak vererek filmin kötü olmasına rağmen yönetmenini haklı buldu? Ya da film festivallerinde jüri “ bunların imkânı yokmuş, biz yine de ödül verelim” diye düşünüyor olabilir mi? 

Seyircinin filmin kötü olma gerekçesini (ses, oyunculuk, kamera vs.) anlayacağı varsayılarak film çekmek, basit tabirle izleyiciye bile ve isteye kusurlu ürün satmak demektir. Seyirciden ise beklentiniz, sizin ürününüzdeki kusuru fark edip buna rağmen “ama emek var” diyerek sizi haklı bulmasıdır. Seyirci ofansiftir, kılıcı kuşanmış nerede hata bulsam da bunu eleştirip iyi bir izleyici olduğumu göstersem alt bilinciyle filmleri izler.

Özetlemek gerekirse, bir kısa filmi çekememenin ilk adımı o işi basitleştirmek, yetersiz bilgi ve tecrübesiz ekiple yola çıkmak şeklinde özetlenebilir. Film ekibi, filmin kötü olmasıyla alakalı istediği kadar mazeretler uydursun (param yoktu, oyuncu gelmedi, kameram kötü, şarjım bitti vs.) izleyici bunların hiç birini umursamayarak sonuca bakacaktır. İzleyiciler Milyonlarca dolar harcanmış filmleri bugün acımasızca eleştirip beğenmiyorsa, günümüz imkânları dâhilinde, kötü çekilen kısa filmlerin mazeretlerini de kimse umursamayacaktır. Sinema pahalı bir sanattır. En büyük sermayesi insan ve bilgidir.

Yazardan not: Yapılan kötü filmler, öğreneceğiniz en büyük bilgileri barındırır. Tecrübe ederek öğrendiğiniz bu bilgileri mutlaka notlar ederek biriktirin. Daha sonraki projelerinizde daha kaliteli işler yapabildiğinizi göreceksiniz. Önemli olan, neden bu film kötü oldu, nasıl daha iyi olur sorularını sorduğunuzda cevapları doğru verebilmektir. 


Arkadaşlarınla paylaş

3
1 Paylaş, 3 puan

3 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  1. Yazı bazı açılardan faydalı olmuş elinize sağlık ama bir yerde “paranız yoksa film çekmeyin” düşüncesine dönüyor iş. Film çekmenin imkan işi olmadığını Rahmetli Ahmet Uluçay bize öğretti. Bkz https://sineg.net/2018/12/01/koyde-yasayan-yonetmen-ahmet-ulucay/
    Film çekmek için yeterli entelektüel birikim ve iyi bir hikaye çıkış noktasıdır. İyi bir hikayen var cebinde 4K telefonun var yeterince de birikim varsa o işin ortaya çıkması için hiçbir engel yoktur. Sorun ütçe değil kesinlikle. Avrupa ve Amerika’da bir kısa filme 300.00-400.00 dolar harcanırken bizim fakir prodüksiyon kısa filmlerimiz o festivallerden ödülle dönüyor 🙂

    1. Film çekmenin para işi olmadığına kesinlikle katılıyorum. Şayet öyle olsaydı dünyanın en pahalı filmlerinden olan “avatar” en iyi film olarak tarihe geçerdi. Yazıda para kısmıyla alakalı anlatmak istediğim şey; ” paranıza göre film çekin, aksi takdirde seyirci imkansızlıktan kaynaklı hataları görmezden gelmez”. Keza Ahmet uluçay usta da öyle yapmıştır. Kendi memleketinden kendi hikayesini anlatarak imkan dahilinde film çekmiştir.Ayrıca festivaller ile alakalı yorumuna katılmıyorum. Fakir prodüksiyonla çektiğiniz kısa filmler hangi festivallerden ödülle dönüyor? Bu festivaller nitelik olarak dünyada saygınlığını elde edebilmiş mi? clermont ferrand yada cannes film festivali gibi talep görüyor ve jüri üyeleri nitelikli sanatçılar tarafından oluşuyor mu? Tüm bunların dışında hiç bir festival yada yarışma filmin kalitesini belirleyemez. Güzel motivasyon ve kaynak sağlar o ayrı 🙂

      1. Festivaller filmin kalitesini belirlemez. Ama kaliteli bir filme de hiçbir festival de kayıtsız kalamaz. Bu dediğim durumun birçok örneği mevcut. Yurt dışında bizi temsil eden birçok kısa film yönetmenimiz var. Festivalleri severek takip eden biri olarak bunu rahatlıkla söyleyebilirim 🙂 Örnek vermem gerekirse Los Angeles Film Festivalinde Ömer Dişbudak Yönetmen-Öğretmen kısa filmiyle finalist olmuştu geçen sene. Örnekler çoğaltılabilir tabi ki ama şuan örneklere takılmamak gerektiğini düşünüyorum…
        Bence kısa film konusundaki en büyük sorunlardan birisi Ahmet Uluçay’ın da dediği gibi “Bu ülkede kısa filmin adını öğrenci filmi yaptılar.” yani kısa filmin gücünü bir kenara atıp sanki sadece uzun metraja bir basamakmış gibi görmek… Hatta uzun metraj çekmeye başlayan yönetmenlerin bir daha kısa filmin yüzüne bakmamaları. Bu da kısa filmi bir mecburiyet olarak görmek oluyor. İşe vakıf olma durumunu da engelliyor bu yüzden. Eğer uzun metraja başlayan yönetmenler kısa filmi unutmazlarsa bence sinema olarak bir nebze daha ilerlemiş oluruz. Tabi ki yazınızda değindiğiniz bir konu daha var. Ödül için film çekilmez! Bu amaçla yola giren yönetmen(ki yönetmen denirse) zaten kaybetmeye mahkumdur.

İçerik Türünü Seçiniz
Kişilik Testi
Bir seri soru sonrası kişilikle alakalı bir sonuç çıkart
Soru Cevap
Doğru ve yanlış cevaplar ile bir konu hakkında bilgi birikimini test et
Anket
Oylar ile bir tercihin seçilmesini sağla
Yazı
Görseller ve videolar ile süslenmiş yazılarınız için
Liste
İçeriğinizi listeleyerek sunun
Açık Liste
Oylanması için bir anket oluşturun
Puanlı Liste
Puanlanarak en iyi içeriğin seçilebildiği liste