Neden Kısa Film Çekemiyoruz – 2


Bu serinin 1. Kısmında kısa filmin ekip tarafından nasıl algılandığı ve bu yanılsama ile film çekmenin ne gibi sonuçlar doğurduğundan bahsetmiştim.

Peki, film işini ciddiye alan biri yine de kaliteli kısa filmler çekebilir mi?

Kısa film hemen hemen herkesin bir kere denediği ve daha sonrasında başaramadığı için vazgeçtiği bir iştir. Film çekmenin eğlenceli olduğunu düşünen kişiler temel ekipmanları toplayıp “ne duruyoruz hadi film çekelim” diyerek maceranın içerisine atılırlar.

Film çekmek sancılı bir süreçtir. Roman yazan bir yazar masa başında, ressam boyaları içerisinde, şair ise kendi içşelliğinde sıkıntılar çekerken, filmciler her yerde ve her dakika varoluşsal sancılarını yaşarlar. Bu sancılar entelektüel sancılarla karıştırılmasın. Örneğin her şeyin hazır olduğu bir anda yağmur yağar ya da size önceden söz vermiş arkadaşınız o gün oyuncu olarak sete gelmez. Saatlerce süren çekimlerde yiyecek yemek, içecek su bile bulunmaz. Dahası bedavaya topladığınız ekip arkadaşlarınız ile çekimdeki aksaklıklardan dolayı aranız açılır, birçok arkadaşınızı kaybedersiniz. Kimi zaman da kendinizi Godard filmlerini eleştirirken bulur, bilgisayarda duran yarım kalmış kurguya bakarak işin kötü olması ile alakalı mazeretler uydurursunuz. Bu sırada Cronenberg’in “sinema deli işidir, başka işler yapın” tavsiyesine uyarak, kpss’ye hazırlanıp memur mu olsam diye düşür durursunuz.

Bu bağlamda, neden film çekemediğimizin diğer bir kilit noktası pes etmek. Başarısızlıklara karşı dayanıksız olma hali ya da beceriksiz olmayı kabullenmenin dayanılmaz hafifliği de diyebiliriz. Film çekmeye başlayanların çoğu nitelikli filmler çekeceğinin hayaliyle ön hazırlıklarını yaparlar. Hatta öyle ki, senaryoya eleştiri getiren birine “sen karışma, yönetmen benim, kafamda izledim ben o işi” şeklinde grotesk bir tavırla cevaplar verirler. Ön hazırlık süreci ne kadar titizlikle hazırlanmış olursa olsun bir eksik hep baki kalır. “deneyim”

Film çekmek basit bir evren kurmak gibi düşünülebilir. Bu evrende bir kez yaşanılacağı düşünüldüğünde, tekrarı mümkün olmayan bir hayatı, bir evreni tasarlıyoruz demektir. Bilinen büyük yönetmenler setlerde defalarca deneyimleri olmasına rağmen aynı heyecanı, aynı hatayı yapma korkusunu tekrar tekrar yaşadığını söylerler. Hatta Yavuz Turgul bir röportajında av mevsimini çekerken en çok korktuğu şeyin bunca yıldan sonra “yeniden film çekememek” olduğu anlatır.

Yönetmenler okudukları senaryoları ilk defa filme dönüştüreceği için bu alanda ölene kadar amatör olarak kalırlar. Yönetmeni sanatçı yapan da en büyük neden budur. İzlediğimiz filmlerdeki gördüğümüz hataları yapan yönetmenler, çektikleri filmleri tekrar çekme imkânı bulsalar, bizim gözümüze takılan o hataları muhtemelen tekrarlamazlar. Fakat bu tekrar için, ne yazık ki böyle bir zaman ve böyle bir bütçe mevcut değil.

Peki, ne yapmalı?

Bu işe yeni başlayanlar, deneyimi olmayanlar film çekmesinler mi? Bana kalırsa hayır. Çoğu filmin – özellikle kısa filmlerin – en büyük sorunu büyük adam olma, yönetmen olma isteğiyle yanıp tutuşan heveskârlar ile dolu olması. Herkes olmak istediği şey gibi davranıp olan gerçekliği kaçırıyor. Gelecek zaman kipiyle şimdiki zamanda cümleler kurup, çekecekleri uzun metraj filmlerin hayallerinde boğuluyor. Hiç kimse “ acaba setteki insanlar ne yiyecek ya da acaba çekim yapacağımız mekâna yakın tuvalet var mıdır” diye düşünmüyor. Doğal olarak çekilen filmler, gelecek zaman kipiyle kurulmuş şimdiki zaman anlamı taşıyan cümleler gibi, hatalı ve özensiz olarak neticeleniyor. Hüsran ile biten kısa filmler bilgisayarların arşivinde saklanıp gelecek zamanda “bir dönem hayalleri olan birileri vardı” romantizmini yaşayacak zamanını bekliyor.

Soruyu tekrar soralım. Peki, ne yapmalı?

Bu işe yeni başlayanlar deneyimi olmayanlar film çekmesinler mi? Bana kalırsa hayır. Boş durmayıp bol bol film çeksinler. Yönetmen olma hayaliyle değil, hataların kusurların olacağı, hatta başarısız olacağı bilinciyle bol bol film çeksinler. Ses, ışık, dekor, oyuncu yönetimi ve kurgu konularını öğrenene kadar her işi yapsınlar. Daha sonra çekilen filmleri bu işlerden anlayan ve bu işlerden anlamayan birilerine izletip gelecek eleştirileri not ederek, hatalarının ne olduğunu hangi alanda yetersiz olduklarını kavrasınlar.

Bugünkü ustalar, çıraklık dönemindeki hatalarını deneyim olarak hayatına katabilen kişilerdir. Deneyim elde etmek için çıraklığı kabul etmeniz gerekir. Ve bu çıraklığın ömür boyu devam edeceğini de..


Arkadaşlarınla paylaş

2
1 Paylaş, 2 puan

Bir Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  1. Çok faydalı bir yazı. Kısa filmci arkadaşlar bu işi bir basamak olarak görmekten vazgeçip işe odaklanmalılar. Set tecrübesini suanki ortamda profesyonel bir sette edinemeyecekleri için de çöp film de olsa çekmekten korkmamaları gerekiyor. Yazıyı destekleyecek bir paragraf paylaşayım kendimden.

    1)İs ve arkadaşlığın ayrılması gereken bir yer sinema mecrası. Arkadaşlarla ara bozulma meselesine hiç girmemek için sinemanın teknik bir iş olduğunu kavramış romantizmden uzak ekip arkadaşları edinin.
    2) Çektiğiniz filmlere yazdığınız hikayelere aşık olmayın. Tamam biliyoruz, kesin “süper bir senaryonuz” vardır. Ama kargaya yavrusu bülbül görünür 🙂 yaptığınız işten nefret aşamasına gelmeye bakın. Hataları ilk gören siz olmalısınız. Böylece aşama aşama daha iyi işler çıkarabilirsiniz.

İçerik Türünü Seçiniz
Kişilik Testi
Bir seri soru sonrası kişilikle alakalı bir sonuç çıkart
Soru Cevap
Doğru ve yanlış cevaplar ile bir konu hakkında bilgi birikimini test et
Anket
Oylar ile bir tercihin seçilmesini sağla
Yazı
Görseller ve videolar ile süslenmiş yazılarınız için
Liste
İçeriğinizi listeleyerek sunun
Açık Liste
Oylanması için bir anket oluşturun
Puanlı Liste
Puanlanarak en iyi içeriğin seçilebildiği liste