Little Boy Film İncelemesi


LITTLE BOY

Little Boy, Pepper Flynt Busbee isimli “ufaklık”ın hikayesi.

Little Boy Pepper, İkinci Dünya Savaşı’nın sonlarına doğru babası, annesi ve abisi London ile California’nın O’hare kasabasında yaşıyor. Pepper’ın doğuştan olan boy kısalığından dolayı, arkadaşları ona “Ufaklık” lakabını takmış. Başta kötü gibi dursa da bu lakap zamanla Pepper’ın küçük dünyasında büyük bir ün kazanacak.

“BAŞARABİLECEĞİNE İNANIYOR MUSUN?”

Pepper, pasifliği ve alay konusu olan kısa boyu yüzünden arkadaşları arasında dışlanmaktadır. Pepper’ın en yakın arkadaşı ise bu yüzden doğduğu günden itibaren “ortak”ı olan babası. Her yere onunla gidiyor, her şeyi onunla yapıyor ve en eğlenceli zamanlarını onunla geçiriyor. Hatta en güzel oyunlarını onunla oynuyor.

Beraber oynadıkları kovboy, korsan, hırsız-polis oyunlarında karşılaştıkları  zor anlarda birbirlerine sordukları çok önemli bir soru var: “Başarabileceğine inanıyor musun?”

Bu sorunun ise ana kaynağı Pepper’ın hayran olduğu muhteşem Sihirbaz Ben Eagle. Ben Eagle’la bütünleşen bu soru, sonrasında fark edeceğimiz şekilde Pepper için aslında büyük bir bilinçaltı altyapısıymış.

2. Dünya Savaşı

Pepper’ın hayatında günler neşe ve huzurla devam ederken, İkinci Dünya Savaşı’nın soğuk nefesinin Busbee ailesine de esmesi ile aile için işler yavaş yavaş değişmeye başlıyor. Savaşa gitmek için son derece hevesli olan ve sürekli olarak sıkı bir eğitimle kendini seçmelere hazırlayan Pepper’ın abisi London, orduya katılmak için girdiği seçmelerden düz tabanlığı nedeniyle red cevabı alıyor ve savaşa baba Busbee çağırılıyor. Little Boy, tam da burda başlıyor. Çünkü Pepper ilk defa dünyanın acı gerçekleriyle yüzleşiyor, babasını ölümün kucağına yollamak gibi…

İNANÇ-İMAN BAĞLANTISI

Babasının gidişiyle onu beklemeye koyulan Pepper kilisedeki vaazda duyduğu “Hardal tohumu kadar imanı olan, dağları hareket ettirebilir.” cümlesi ile babasını geri getirebileceğine inanmaya başlıyor. Çünkü gerçek bir imanın her şeyi başarabileceğine olan inancı sağlam. Peki bir “ufaklık” babasının eve geri dönmesini çok istemesi, buna sonuna kadar inanması ile babasının bu savaştan sağ salim eve dönmesini sağlayabilir mi? Bir şeye gerçekten inanmak, o şeyin hayattaki işleyişine hükmedebilir mi? Kaderde olacak olanlar ile, bizim isteklerimiz paralel midir? Little Boy‘daki üslup ile soralım:

“Tanrı’nın takdiri nedir?”

Çünkü eğer baba Busbee eve geri dönemezse, döneceğine inancı kesin olan küçük Pepper o zaman ne yapacak?

“İÇİNDE EN KÜÇÜK BİR NEFRET BİLE VARSA, İMANIN HİÇBİR İŞE YARAMAZ.”

O’hare’da ortam kızgın ve baba Busbee Japonlarla savaşmaya gitmişken kasabaya taşınan yaşlı bir Japon adam, hali hazırda olan nefreti birden iyice körüklemiş bulunuyor. Pepper ile yolları kesişen bu Japon ile, insanlık ve düşmanlık üzerine filmde çok güzel irdelemeler bulunuyor. Bunu da bize ana kahramanımız ufaklık-little boy– yardımıyla sunuyorlar.

Bir de Little Boy filminde  çok olumsuz eleştiri alan, ancak bence kendisi başlı başına olumsuz bir eleştiri olan bir sahne mevcut. Savaşın sona ermesi Hiroşima’ya atılan atom bombası ile gerçekleşiyor ve Hiroşima, içindeki sivillerle birlikte yok oluyor. Normalde bir insanın kanını donduran bu olay, filmde Pepper’a söylendiğinde ise Pepper’ı en mutlu eden şey oluyor, çünkü babası eve geri dönebilir.

İki ayrı taraftan birinde ölen insanlar, diğer tarafta olan bir başkasının mutluluğunun gerekçesi midir?

UFAKLIK

Bizi “Bir şeye gerçekten inanmak, onu sahi kılabilir mi?” Sorusunun peşine düşüren Little Boy, savaşta olan babasını Ben Eagle’dan öğrendiği yöntemlerle eve geri getirmeye çalışan Pepper’ın hikayesini anlatıyor ve olaylara onun gözü ile bakan bize çok farklı bakış açıları sunuyor. Yer yer gözlerin dolduğu, insanları kendi kalbini yoklamaya teşvik eden bu güzel film imdb’den de 7,4 almış (Buraya tıklayın.). Başrolleri Jakob Salvati, Emily Watson, David Henrie, Michael Rapaport’un paylaştığı bu filmin yönetmen koltuğunda ise Alejandro Monteverde oturuyor. Pepper’ın babası eve dönecek mi merak ediyorsanız ve inanca dair bir kez daha düşünmek istiyorsanız en kısa zamanda bir akşamınızı ayırıp, izlemenizi tavsiye ederim. İyi seyirler!

Bu arada verdikleri mesaj ve hizmet ettikleri duygular farklı da olsa çocuk dünyası üzerinden işlenen bir diğer hollywood filmi, the man without a face‘in de dibine kadar incelendiği bu yazıyı mutlaka okuyun.


Arkadaşlarınla paylaş

2
2 puan

0 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İçerik Türünü Seçiniz
Kişilik Testi
Bir seri soru sonrası kişilikle alakalı bir sonuç çıkart
Soru Cevap
Doğru ve yanlış cevaplar ile bir konu hakkında bilgi birikimini test et
Anket
Oylar ile bir tercihin seçilmesini sağla
Yazı
Görseller ve videolar ile süslenmiş yazılarınız için
Liste
İçeriğinizi listeleyerek sunun
Açık Liste
Oylanması için bir anket oluşturun
Puanlı Liste
Puanlanarak en iyi içeriğin seçilebildiği liste