Kelebekler: İmam Tiplemesi’ne Bir Bakalım


Geçen sene çıkmasına rağmen vizyondayken türlü yoğunluklar nedeniyle beyaz perdede izleyemediğim sonrasında da bulamadığım Kelebekler Filmini nihayet Netflix aracılığıyla izleme fırsatı yakaladım. Her ne kadar Netflix‘e bir türlü ısınamasam da bu tür faydalarını da göz ardı etmemek gerektiğini düşünüyorum.

Filme geçecek olursak; senaryo ve sinematografi yönünden tatmin edici bir film olduğunu söylemek gerekiyor. Tolga Karaçelik, her filminde irtifa katetmeye devam ediyor. Kelebekler‘in beni etkileyen kısmı ise İmam tiplemesiydi. Tabi ki film, bir çok yönden anlatılmaya değiyor lakin bu yazıda odaklanacağımız konulardan biri imam tiplemesi olacak.

Filmin konusu

Annelerinin intiharının ardından küçük yaştayken babaları tarafından evden atılan Cemal, Kenan ve Suzan zamanla apayrı şehirlere savrulmuşlardır. Cemal, 30 yıl aradan sonra babasından aldığı bir telefon ile köye çağrılır. Kardeşlerini toplar ve Hasanlar Köyü’ne doğru  yolculuğa çıkarlar. Kardeşler köye vardıklarında babalarının vefat haberini alırlar. 30 yıl sonra girdikleri baba evinde babalarının vasiyeti ile karşılaşırlar. Babaları, gizemli bir vasiyet bırakmıştır. Vasiyette, köydeki türlü garipliklerden biri olan kelebeklerin geliş zamanında gömülmek istediğinden ve sonrasında bulmaları gereken kör çobandan bahsetmektedir. Bu yolculuk ve vasiyet, kardeşlerin birbirlerini tanımaları için bir fırsattır.

Bir çok türde beyaz perdeye yansıtılabilecek olan hikayenin komedi, bilhassa Kara Mizah türünde anlatılması filme ayrı bir tat, lezzet katmış. Kelebekler filminin barındırdığı absürt objelerin yanında bir o kadar da dengede duran dramatik yapıyı gözden kaçırmamak gerekiyor. Film anlatımında mükemmel bir denge barındırıyor. Bir kenarda ilginç köyün ilginç olayları, bir kenarda ise kardeşlerini tanımayan insanların aile olmaya ve geçmişe duydukları özlem konuları başarılı ve dengeli bir şekilde ele alınıyor. Bunu yaparken de hikayeyi hiç bir zaman tek bir noktaya odaklanılmıyor. Üst üste binen ikili diyaloglar, ardarda yaşanan bağımsız olaylar ile hikayeyi tek merkezde anlatma durumundan kurtarılıyor. Bu durumda seyirci de hikayenin epik anlatımı sayesinde filmi ikinci değil üçüncü şahıs olarak izliyor.

Bu ne demek?

Epik anlatım dememin sebebi, hikayeyi tek odakta toplamadığı için seyirciyi tahakküm altına almıyor. Bu da seyirciye seyirci olarak kalma şansı veriyor. Bu nedenle hikayenin anlatım tarzının epik olduğu kanaatindeyim. Seyirciyi tahakküm altına alan filmlerde kendinizi hikayenin içinde hissetme durumu daha yüksek yaşandığı için bu tür filmlerin seyircisini ikinci şahıs olarak ifade ediyorum.

Bazen hatırlamak unutmaktan daha iyidir

Filmde ağırlıklı olarak ele alınan konulardan biri de geçmişi unutmak ve yaşanmayanı hatırlamak konularıydı. Kenan (Bartu Küçükçağlayan) hatırladığı için unutmak isterken, Suzan yaşamadığı geçmişini hatırlamaya çalışır. Suzan, bunu yaparken hatırladığı yani kendi oluşturduğu bambaşka bir dünya kurar. Bu dünya ona yetmeyince bir akşam Kenan’a hatırlamak istediğini söyler. Kenan, o akşam anlatmadığı gerçekleri babalarının cenazesinde anlatınca Suzan’ın kumdan kalesi yıkılır. Bazen hatırlamamanın unutmaktan daha iyi olabileceğini anlar. Kenan tüm gerçekleri anlatana kadar mezar açık kalır (Tıpkı onların hayatındaki doldurulamayan 30 yıl gibi). Suzan, her şeyi öğrenince geçmişin üzerine toprak atarcasına büyük bir hırsla babasının mezarını kapatmaya başlar. Bilmenin dayanılmaz ağırlığı omuzlarına yüklenmiştir. Artık onun da unutmaktan başka çaresi yoktur. Velhasıl, unutmak nimettir.

Kelebekler – İmam Meselesi

Öncelikle filmde çizilen imam tiplemesinden bahsedeyim; Küçük bir köye atanan imam (belki de ilk görevi) kuantum, kara delik, kara madde gibi bilimsel olaylara kafa yormaya başlar. Bu bilimlere tam vakıf olamaz ama yaptığı araştırmalar kafasını karıştırır ve iman hususlarında şüpheye düşmeye başlar. Öyle ki ölünün arkasından yapılan cenaze dualarını bile gereksiz görmeye başlar.

Muhtemelen bir ilahiyat fakültesi mezunu olan İmam, kendi alanına da tam anlamıyla vakıf olmadığı için bu sıkıntıları yaşar. Kelebekler filminde İmam’ın “belki ahiret yok” diye tereddüte düşmesinin sebebi de tam olarak ilme vakıf olmamaktan kaynaklanmaktadır. Tolga Karaçelik filme neden böyle bir karakter ekledi bilmiyorum. Lakin maksadı İlahiyat Fakültelerindeki eğitimi eleştirmekse -ki sanmıyorum- başarılı bir eleştiri olduğunu söylemek gerekir. Zira filmde kelam ilmine vakıf olmadan kelami mevzuları tartışan genç bir imam ile karşı karşıya kalıyoruz. Bu durumda İmam’ın aldığı eğitim içeriğinin kalitesizliği gayri ihtiyari eleştiriliyor. Toplumumuzdaki bir çok bilge(bilmiş) kişi gibi İmam da okumadan, öğrenmeden hem dini hem kozmolojik konularda yarım yamalak Wikipedia bilgileri ile bilim mücahitliğine soyunuyor. Bu durum karşısında ise tabiri caizse kocakarı inancı taşıyan köy ahalisi İmam’ın bu derinliksiz lakırdılarını kulakardı eder.

Sonuç Olarak…

Dini meselelerde ağırlıklı olarak görülmekle birlikte bir çok disiplinde de geçerli olan bir durum vardır ki; bir disipline vakıf olmadan mevzularını tartışmak ancak kör cahilliktir. Bu kör cahillik dini mevzularda yapıldığı takdirde ise ifrat ve tefrit arasında mutedil bir yol tutturmak hayli zor bir durum halini alır. Unutmamak gerekir ki bizler “Oku” emriyle tebliğe başlamış bir dine iman ediyoruz.

Kelebekler, böyleydi.


Arkadaşlarınla paylaş

4
4 puan

0 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İçerik Türünü Seçiniz
Kişilik Testi
Bir seri soru sonrası kişilikle alakalı bir sonuç çıkart
Soru Cevap
Doğru ve yanlış cevaplar ile bir konu hakkında bilgi birikimini test et
Anket
Oylar ile bir tercihin seçilmesini sağla
Yazı
Görseller ve videolar ile süslenmiş yazılarınız için
Liste
İçeriğinizi listeleyerek sunun
Açık Liste
Oylanması için bir anket oluşturun
Puanlı Liste
Puanlanarak en iyi içeriğin seçilebildiği liste