You’re Not You (Sen Sen Değilsin)


Kate… Mutlu bir evliliği olan başarılı, becerikli, entelektüel bir kadın. Hayatı son derece düzenli ve planlı, hayatında istenmeyen hiçbir pürüze yer vermeden ilerliyor. Eşini çok seviyor, üniversiteden beri tanışıyorlar ve birbirlerine çok aşıklar. Film bu şekilde başlıyor. Ve biz  bu süreçte Kate’in hayatının düzenine, mükemmelliğine, mutluluğuna odaklanıyoruz. Derken bir gün arkadaşlarını yemeğe davet ediyorlar ve mutlu bir akşam geçirirlerken Kate’den onlara biraz piyano çalmasını istiyorlar. Önce biraz nazlanan, ağırdan alan Kate ardından kabul ediyor ve bir şey farkediyor: El kaslarını kontrol edemediğini.

Baştan itibaren son derece normal seyreden bir hayatı izleyen seyirci için bu beklenmedik gelişme merak uyandırıyor ve bir buçuk sene sonrasına bizi götürdüklerinde öğreniyoruz ki Kate ALS hastalığına yakalanmış. Buyrun başlıyoruz, karşınızda “Sen Sen Değilsin”.

Sen Sen Değilsin

Olayların asıl başladığı nokta tam da burası oluyor. Kate’in hayatındaki değişmeler, kaslarını kontrol edememesi, ona bakması gereken birine olan ihtiyaç… Burda da karşımıza Bec çıkıyor, çünkü bundan sonra Kate’in bakımıyla o ilgilenecek.

Film aslında bu bakından biraz Can Dostum’u (The İntouchables https://www.imdb.com/title/tt1675434/) andırıyor, zira iki filmde de ortak olan bakıma ihtiyacı olan zengin, başarılı, her manada bakımlı ve özenli biri ve de ona bakması gereken dağınık, sorumsuz, sorunları olan biri var. Ama bu iki zıt karakteri bir araya getirip de bize, “Şimdi ne olacak?” dedirten merakla bekleten bir film… Bu iki filmde de ortak özellik. Onun dışında hastalıkların farklılıkları ve cinsiyetlerin farklılıkları bakımından elbette filmler birbirinin kopyası olmaktan çıkıp daha özgün bir konuya değiniyor. Ayrıca Sen Sen Değilsin’de Can Dostum’daki gibi arkadaşlıktan ziyade, ALS hastalığına çok daha fazla değiniliyor ve seyirci ALS hastalarıyla empati kurmaya yönlendiriliyor. Bu bakımdan da filmlerin birbirinden ayrıldığını ifade edebiliriz.

Sen Sen Değilsin’de Neler Oluyor?

Kate’in karakteriyle Bec’in karakterinin birbirinden bu kadar farklı olması olayın çatışmasını arttırdığı için filme daha çok merak uyandırıyor, ve filmi her gününü aynı geçiren bir kısır döngü olmaktan kurtarıyor. Birbirleriyle tamamen alakasız bu iki kadın belki 2 sene öncesine kadar birbirini sokakta bile görmemişken bu buluşma ile hem yavaş yavaş sıkıca örülen bir dostluğa adım atıyorlar hem de birbirlerinden çok fazla şey öğreniyorlar. Sorumsuz, üniversite hayatını aksatması başta olmak üzere hayattaki birçok şeyden vazgeçmiş, belki biraz da özgüven yetersizliği olan Bec, orta yaşlarını yaşayan, son derece becerikli, mükemmelliyetçi, özenli olan Kate’in bakımı için eve ilk geldiğinde tüm doğallığıyla şu sözleri söylüyor “Yemek yapmayı bilmem, basit bir tatlıyı bile.”

Filmde vurgulanan bir şey var, Kate’in ona bakan kişilerin kendisine “hasta” gibi davranmamasını istemesi. Bec hayatına girdiğinde ise en çarpıcı özelliği bu oluyor, ona hasta kimliğiyle yaklaşmıyor “Kate kimliği”yle yaklaşıyor. Ve akabinde aralarında kurulan güzel bağa şahit oluyoruz. Filmin Can Dostum’dan ayrıldığı noktalardan biri de, evet cinsiyet farklılığı olabilir ancak bu cinsiyet farklılığının yanında kadınların yaşadıkları sosyal ya da bireysel sorunlara da değinmesi filme daha feminen bir hava katıyor ve alt metni kuvvetlendiriyor.

ALS’yi anlatmaktan öte bir şeyler

ALS hastalığına, ve ALS hastalarının yaşadıkları hem sosyal hem de bireysel sorunlara film tek tek parmak basıyor. Bu bakımdan bu hastalıkla ilgili bilgi edinmek, empati kurmak, psikolojik olarak incelemek isteyen herkese tavsiye edilecek bir film, hatta belki biraz gölgede kalmış olmasından şikayetçi bile olunabilir. Ama bunun yanında kendini sadece ALS’ye kanalize etmiş olmaması ve ana tema yanına farklı temalar serpiştirilerek konuyu kuvvetlendirip çeşitlileştirmesi ile de bir ALS belgesi olmaktan çıkıyor, sinematik havasına kavuşuyor.

Ya Oyunculuk?

Başrol oyuncularının ikisi de rolünün hakkını sonuna kadar veriyor. Kate’in günden güne değişimini Hilary Swank bize hissettirmeden gibi görünse de hiç de beklenmedik anlarda çat diye yüzümüze vururcasına oynuyor. Aynı zamanda Bec’in doğallığını, serbestliğini Emmy Rossum harika bir şekilde ifade ediyor. Şahsi kanaatim filmin konusunun, senaryosunun güzelliğini bu iki kadın el ele verip almış, çok daha yükseğe çıkarmış olduğundan yanadır. Oyunculuklarına olan saygım bir kat daha arttı.

Hayatı, savaşmayı, zorlukları, aşkı, ihaneti, dostluğu şiirsel bir edayla işleyen bu güzel film George C. Wolfe liderliğinde yönetilmiş ve imdb’den de 7,4 almış (https://www.imdb.com/title/tt1198156/). 

Ben daha yüksek bir puan beklerdim açıkçası. Dramı illaha Kefernahum gibi mi işlemek lazım yani?

Sen Sen Değilsin izleyerek hayata dair çok daha farklı bakış açıları kazanabilirsiniz.

İyi seyirler!


Arkadaşlarınla paylaş

3
3 puan

3 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  1. Can Dostum’u izlemiştim ve epey beğenmiştim o tarz bi film bulamadığımı düşünüyordum ancak hem ortak bi noktası olması hem de hastalığa daha fazla değinmesi ilgimi çekti. Yazı için teşekkürler..

İçerik Türünü Seçiniz
Kişilik Testi
Bir seri soru sonrası kişilikle alakalı bir sonuç çıkart
Soru Cevap
Doğru ve yanlış cevaplar ile bir konu hakkında bilgi birikimini test et
Anket
Oylar ile bir tercihin seçilmesini sağla
Yazı
Görseller ve videolar ile süslenmiş yazılarınız için
Liste
İçeriğinizi listeleyerek sunun
Açık Liste
Oylanması için bir anket oluşturun
Puanlı Liste
Puanlanarak en iyi içeriğin seçilebildiği liste