Post-Truth: Sosyal Medya ve Algı Yönetimi


Post-truth

Son bir kaç yılın en çok kullanılan kelimelerinden biri Post-truth… İtiraf etmek gerekirse benim hayatımı oldukça derinden etkileyen bir kavram.

Yüksek lisansa giriş sınavlarından birinde karşıma çıkmıştı ve o zaman ilk kez böyle bir kelimeyle karşılaşıyordum… Bu acı tecrübe kavram üzerinde araştırma yapmamı sağladı.

2016 yılında, bir önceki yıla göre kullanımı oldukça artan ve Oxford Sözlükleri tarafından 2016 yılının kelimesi olarak seçilen post-truth kavramının hayatımızdaki yeri ve önemi giderek artmaktadır. Oxford Sözlük’ün tanımına göre post-truth: Duyguların ve kişisel kanaatlerin belirli bir konu üzerinde kamuoyunu belirlemede rasyonel gerçeklerden daha fazla etkili olması durumu anlamına gelmektedir.

Post-truth nedir?

Kelime anlamıyla ‘gerçeğin ötesinde, hakikatten sonra’ gibi Türkçe’ye çevrilebilen bu kavram aslında gerçekten uzaklaşmış olan algı yönetim sistemidir. Gerçeklerin aksine, tamamen duygusal iddialarla halkın bakış açısını yönlendiren bu akımı bu yazıda yeni medya iletişim araçları özelinde inceleyecek olsakta tarihçesinin eskiye dayandığını söylemek mümkün. Mesela siyasette sıkça karşımıza çıkmaktadır. Bir örnekle; post-truth zamanında Donald Trump’ı da zafere götüren bir yaklaşımdır.

Ve Hitler… Hiçbir gerçek veriye dayanmayan ve söylemini tamamen manipülasyon üzerine kuran Hitler’in ‘post-truh politics’i ilk uygulayanlardan biri olduğunu düşünmemizi sağlıyor.

Politikayı bir kenara bırakıp, asıl konumuz olan medya sektörüne geri dönelim…

Medya ve halkla ilişkiler sektörleri de post-truth kavramına hiç yabancı değil. YouTube, Twitter, Facebook gibi yeni medyanın artık elimiz kolumuz olduğu günümüzde her sosyal medya kullanıcısı diyetisyen, nefes terapisti, yaşam koçu, ilişki uzmanı ya da marka temsilcisi olabiliyor. Bu da aslında gördüklerimizin ne kadar gerçek olduğu konusunda kafamızda soru işaretleri bırakıyor.

Post-truth ve Yeni Medya

‘Herkese merhaba kanalıma hoşgeldiniz, geçen gün aldığım bu fondöteni o kadddar çoook beğendim o kadar çokkk beğendim ki anlatamam ben zaten yıllardır hep bunu kullanırım ve cildime hiçbir şey olmadı size de tavsiye ederim gidin alın hemen alın.’

Tanıdık geldi mi? Evet çünkü her gün bu ve bunun gibi bir çok içeriğe maruz kalıyoruz. İçlerinde kullanmadığı ürünü ya da markayı kullanıyormuş gibi göstermeyenler (!) de olabilir tabii herkesi genellemek doğru olmamaktadır ancak post-truth yeni medyada tam olarak böyle bir şey. Twitter’da gördüğümüz twitlerin hepsine inanıyor muyuz mesela? Sanmam.

YouTube’daki videolarda söylenenler, Twitter’da yazılanlar, Facebook’ta paylaşınlar… Sosyal medya hesaplarında ‘klavye başında ya da kamera karşısında’ söylenenlerin ‘takipçilerle’ paylaşılanların bir çoğuna inanmıyoruz. Çünkü güvenmiyoruz. Gerçek mi? Bilemiyoruz.

Çünkü çeşitli kaygılarla halkın duyguları ve algıları yönetiliyor, manipüle ediliyor. Bu yüzden zaten enformasyon kirliliği dediğimiz olay ortaya çıkıyor ve kaynağı olmayan hiçbir içeriğe inanmak istemiyoruz. Kanıt arıyoruz. Hatta bazen kanıtların da kanıtlanmasını istiyoruz.

Yeni medya böyle de televizyon böyle değil mi? Televizyonda da durum aynı. İzlediğimiz dizilerin kurmaca olduğunu zaten biliyoruz.

Kurtlar Vadisi’nde senaryo gereği ölen Çakır’a gerçek cenaze töreni düzenlendi.

Post-truth konusunda televizyon gerçeklerin çarpıtılması ve bu çarpıtılan gerçeklere inanan kamuoyu olarak en başta yer alıyor diyebiliriz. Siyaset, yemek programları, evlilik programları, haber programlarında bile bazen duygularımız ve düşüncelerimiz gözardı edilerek manipüle ediliyoruz.

”Ya bendensin ya ötekinden”

Post-truth kavramının en önemli özelliklerinden biri de ‘ya bendensin ya ötekinden’ mottosu. Sizin söylediğiniz bir görüşe karşıt bir düşünce geldiğinde bunu asla kabul etmiyorsunuz. ‘Beni yanlış anladığın için böyle düşünüyorsun.’, ‘sen o konuyu çok yanlış anladın anlasaydın böyle düşünmezdin.’ Kendi gerçeklik anlayışına uymayan her düşünce ya da yaklaşım koşulsuz şartsız tartışmaya kapalı olarak yanlıştır ve inkar edilir.

‘Aslında o iş öyle değil.’ ‘O konunun altında başka bir şeyler var.’ gibi komplo teorilerinin etrafında şekillenir post-truth. Böyle söyleyince politikada sıklıkla kullanılmasının sebebi de gün yüzüne çıkıyor değil mi?

2016 yılından bu yana güncelliğini koruyan ve belki de teknolojik gelişmelerle daha da artacak olan post-truth kavramının sosyolojik ve toplumsal olarak ülkeleri nereye götüreceği meçhul. Merakla izleyeceğiz…

Post-truth’la ilgili kitaplar

Bir kaç yabancı kaynak bırakıyorum buraya… Konu hakkında kafa yormak, merak edip uzmanlaşmak isteyenler faydalanabilirler. Kaynakların ingilizce olduğunu da üzülerek belirtmek isterim.

1-) James Ball- Post Truth

2-) Lee McInteire-Post Truth

3-) Evan Davis-Post Truth ‘Why We Have Reached Peak Bullshit and What We Can Do About Iy’

Filmlerarasılık ve Sinemada Pastiş ve Parodi konusuna ilgi duyuyorsanız sizi şöyle alalım…


Arkadaşlarınla paylaş

2

4 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

    1. Türkçe’ye ‘gerçek ötesi-gerçek sonrası’ şeklinde çevriliyor ancak bununla ilgili Türk Dil Kurumu’nda herhangi bir tanım bulunmamakta malesef. Okuduğum makalelerde de post-truth olarak geçiyor.

İçerik Türünü Seçiniz
Kişilik Testi
Bir seri soru sonrası kişilikle alakalı bir sonuç çıkart
Soru Cevap
Doğru ve yanlış cevaplar ile bir konu hakkında bilgi birikimini test et
Anket
Oylar ile bir tercihin seçilmesini sağla
Yazı
Görseller ve videolar ile süslenmiş yazılarınız için
Liste
İçeriğinizi listeleyerek sunun
Açık Liste
Oylanması için bir anket oluşturun
Puanlı Liste
Puanlanarak en iyi içeriğin seçilebildiği liste