Sinemanın Değişmezi Meselesine Bir Bakalım


Teknoloji her geçen gün biraz daha gelişiyor ve paralelinde teknolojiye ulaşım da aynı oranda kolaylaşıyor. Aslına bakarsanız bu durum tüm dünya için geçerli olsada her ülke teknolojiden farklı bir şekilde etkileniyor. Kimi ülkeler için güç ve çözüm aracı iken, kimi ülkeler için güçsüzlük ve çaresizlik sebebidir teknoloji diyerek ülkelerin birbirleriyle girdiği hırslı, acımasız ve kanlı kavgalarını teknoloji üzerinden eleştirmeyeceğim. Çünkü insanlık tarihi göstermiştir ki insanların yada ülkelerin birbirleriyle kavga etmesi için teknolojinin varlığına ihtiyaçları yoktur.

Sinema Sektörü

Teknoloji olsun yada olmasın insan oğlu habil ile kabilden bu yana hep bir kavganın ihtirasın içindedir ve ne yazık ki içinde olmaya da devam edecektir. Benim asıl değinmek istediğim mesele teknolojinin nimetlerini sonuna kadar kullanan ve hatta teknolojiye dahi yeni ufuklar açan, fikirler veren sinema sektörü.

Sinema sektörü yolculuğuna çıktığı ilk günden bu yana teknoloji ile birlikte çok gelişti ve çok değişti. Fakat bizim gibi ülkeler teknolojik gelişime ve değişime özenerek sinema yapmaya çalışırken, birileri bizden daha akıllı davranarak değişmeyene odaklanıp sinema yapıyor. Peki onların fark edip odaklandığı, bizimse fark etsek bile odaklanıp üzerine eğilmediğimiz değişmez neydi?

Lumiere Kardeşler’in (Auguste Lumiere ve Louis Lumiere) 1 şubat 1895 tarihinde Paris’te gösterilen 55 saniyelik “Arrivé d’un train en gare a La Ciotat” yani “Bir trenin La Ciotat garına gelişi” isimli, dünya tarihinin ilk sinema gösteriminde; ekrana doğru gelen tirenin üzerlerine çıkacağını düşünüp salondan panikle kaçan insanlar, dünya sinema tarihinin tek değişmezi olacaklardı.

Birileri Bir Şeyleri Farketti: Sinema

Sinema Tarihi
Sinema Tarihi

Birileri o ilk güne baktı ve şunu farkettiler; perdeye yansıttıkları ne olursa olsun, doğru açıdan, doğru ölçekle, uygun zamanda yansıtılırsa seyirci perdeyi unutacak ve gördüklerini gerçek zannedecekti. Böylece o birileri; gerçeği perdeye yansıtan bir sinema dili kullanmak yerine, insanları perdeye yansıttıklarının gerçekliğine inandıracak bir sinema dili kullanmayı tercih edeceklerdi. Hatta bu konuda o kadar mahirleşeceklerdi ki dünyanın bildiği tarihi gerçeklikleri dahi değiştirerek perdeye yansıtmaktan çekinmeyeceklerdi.

Biz burada sinema sektörü olarak, teknolojiyi takip etmeye odaklanıp, gişe kaygısına ya da sanat kaygısına düşerken, o birileri sinemayı kullanarak, toplum müdendisliği yapacak, dünyayı istedikleri gibi dizayn edecek ve doğal olarak kendi dizayn ettikleri dünyanın da zirvesinde olacaklardı.

Mesela 2014 yapımı, Matt Sazama , Burk Sharpless ve Bram Stoker ’ın senaryosunu yazdığı Gary Shore ’un yönetmenliğini üstlendiği “ Dracula Untold ” isimli filmi ele alalım…

Kazıklı Voyvoda Sinema Filmi

Kazıklı Voyvoda
Kazıklı Voyvoda Sinema Filmi

Film; Osmanlılar’ın “Kazıklı Voyvoda” olarak andığı, kendi milleti olan Ulahlar’ın Tepeş (cellat), Macalarlar’ın ise Drakul (şeytan) olarak tanıdığı vahşiliği ile nam salmış ve katiamlarının sonucu olarak osmanlılar tarafından düzenlenen bir seferle kellesi alınıp Fatih Sultan Mehmet Han’a getirilmiş olan Eflak prensi III.Vlad’ı, halkını ve ailesini korumaya çalışan, fedakar ve kahraman Transilvanya prensi olarak tasfirleyip, Türklerle savaşarak Sultan Mehmet’i öldürdüğü anlatılırken, feth ettiği topraklarda adaleti ve gayri müslimlere olan hoş görüsüyle sevilen, bilim ve sanata olan ilgisiyle, bilge ve başarılı hükümdar olarak saygı duyulan, doğuya yapacağı bir sefer hazırlığında iken, çadırında hastalık neticesinde hayatını kaybeden Fatih Sultan Mehmet Han’ı ise; barbar, zalim, şımarık, güç delisi, kadın ve çocuk katili bir hükümdar olarak anlatıyor. Bunu anlatımı bazılarınız kurmaca bir filim olarak nitelendirip önemsemeyebilir. Fakat siz nasıl nitelendirirseniz nitelendirin, bahsi geçen birilerinin bu ve benzeri yanıltma ve yönlendirmeleri, sistematik olarak uzunca bir süredir yaptığı gerçeğini değiştirmez.

The Great Wall (Çin Seddi)

The Great Wall Cin Seddi Sinema Filmi
The Great Wall Cin Seddi Sinema Filmi

Benzer filmlerden bir diğeri ise; 2016 yapımı, Max Brooks , Carlo Bernard , Doug Miro , Edward Zwick , Tony Gilroy , Marshall Herskovitz ’in senaryosunu yazdığı, Yimou Zhang ’ın yönetmenliğini üstlendiği The Great Wall (Çin Seddi) isimli film.

Yine bu sinema filminde de tarih hiçe sayılıyor ve Çin Seddi’nin yaratıklardan korunmak amacıyla yapıldığı anlatılıyor ki hiç şaşırtıcı değil filmin kahramanı bir Çinli değil bir Amerikalı!

Oysa tarihe göre Çin Seddi M.Ö. 221 yılında Qin Shi Huang tarafından yaptırılıyor ve yapımı 17. Yüzyıla kadar sürüyor. 6000km uzunluğundaki yapılan Çin Seddi aslında var olan farklı uzunluktaki duvarların da birleştirilmesiyle tamamlanıyor. Yapılış amaçlarından en önemlisi ise kuzeyde gelişen ve Çin’e sürekli akınlar düzenleyen Türk boylarından korunmaktı. Bunun yanı sıra Çin’in siyasal bütünlüğünü temsil etmesi ve büyüklüğü ile Çin’i güçlü bir devlet olarak göstermesinden dolayı İmparatorun övünç kaynağı olması da vardı. Ayrıca Çin Seddi inşaatı mahkumların ağır işlerde çalıştığı bir sürgün bölgesi olarak ta kullanılırdı. Günümüzde ise Çin Seddinin sadece 2500km’lik bir kısmı yıkılmadan ayakta kalabilmiştir.

Değişmez Olan Nedir?

Yani demek istediğim birileri film yaparken ‘değişmeze’ odaklanıyor ve lokal değil ulusal filmler yapıyor, dünyayı hep amerikalılar kurtarıyor, tarih baştan yazılıyor, uluslar yeniden dizayn ediliyor. Böylece gerçek hayatta da siyasi sınırlar kolaylıkla değiştirilebiliyor, ülkeler sömürge haline getirilebiliyor. Çünkü o birileri bir şeyi çok iyi biliyor! İnsanlar perdede görtüklerinin gerçekliğine inanıyor. Tabiki doğru açı, doğru ölçek, doğru zaman ve doğru tekniklerle.

Bence artık Türk sinema sektörü olarak kendimize sormalıyız… Değişeni yakalamaya çalışarak, gişe derdinde lokal filmler mi yapacağız? Ucuza kaçıp adına ‘Sanat Filmi’ dediğimiz filmler mi yapacağız? Kendimizle kavga ettiğimiz, bizi gruplara ayıran, ötekileştiren, tepkiselleştiren, sağcı-solcu, laik-antilaik vs. siyasi filmler mi yapacağız? Yoksa biz de artık değişmezi dikkate alıp dünyaya hitap eden, kahramanlık hikayelerimizi anlatan, bizi bir bütün olarak güzel gösteren, gerçekliği belirleyen, doğru açılarla, doğru ölçeklerle, doğru tekniklerle, doğru zamanlarda filmler mi yapacağız?

Soruyorum sizlere…

Tarih bilincini yitirmiş bir millet olarak kendi çapımızda sinemamı yapacağız? Yoksa tarihe yön verip dünya sinemasının etkili bir parçası mı olacağız…
Karar sizlerin…

Selçuk Mutlu


Arkadaşlarınla paylaş

1

2 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir