Jojo Rabbit ve Nazi Hikayesi


Jojo Rabbit (IMDB), Christine Leunnens’in ‘Gökyüzü Hapsi’ adlı romanından uyarlanan, on yaşındaki Johannes’in çocuksu dünyasından Nazi Almanya’sını gördüğümüz bir portre çiziyor. Jojo Rabbit en baştan, faşizme dair tavrını belli ediyor: delikanlılıkla, gençlik cehaletiyle gelen, boş ve aptalca bir fanatiklik.

Kahramanımız Johannes de Nazi partisinin gençlik kollarının parçası olmak için yanıp tutuşan, duvarlarını Hitler posterleriyle süsleyen Nazi fanı. Faşizmi bu şekilde, ancak akıl ve mantığı devre dışı bırakan kör bir bağlılıkla kapılınabilecek bir ideoloji olarak tanımlamak, tehlikeli bir çıkış noktası olabilir.

Dans, özgür olanlar içindir.

Jojo Rabbit gençlerin ve çocukların belirli figürlere duydukları tutkulu hayranlığı küçümser bir tavır olması bir yana, bu varsayım ‘aklı başında bir faşist ihtimalini yok sayıyor. Tüm faşistlerin ilkel güdülerle hareket eden fanatik aptallar olduğunu varsayarak onları ciddiye almamak, problemi ciddiye almamakla sonuçlanabilecek bir yaklaşım. Johannes ve annesi arasındaki dans hakkındaki diyalog, filmin vermeye çalıştığı mesaj açısından da önemli.

Dostunu Yakın Tut, Düşmanını Daha Yakın!

Jojo Rabbit her tür mücadelenin en önemli etmenlerinden biri ‘düşmanını tanımak’ ise, bu tavır ondan uzağa düşüyor. Düşmanı küçümsemek, ona hazırlıksız yakalanma ihtimalini arttıran bir tavır olma tehlikesini taşıyor. Aşırı sağ hareketlerin yeniden fazlasıyla güçlendiği bir dönemde, bu yerinde bir tavır olmayabilir. Belki de tarihin en kötücül katillerinden birini gülünç bir figür olarak tasavvur olarak hayal ederken iki kere düşünmekte fayda var.

Çocukların Gözünde İdeolojinin Yeri Nedir ?
Çocukların Gözünde İdeolojinin Yeri Nedir ?

Jojo Rabbit’te yönetmenin yaptığı en önemli müdahele, faşizmin yarattığı duyguların sadece “saf nefret ve körü körüne duygusuzluk” değil, gündelik hayata entegre olmuş “neşe, kahkaha ve mutluluk” eksenleri üzerinden kendini oluşturabileceğini göstermek. Jojo Rabbit, milliyetçiliğin günlük rutinlere, duygulanmalara ve düşünce biçimlerine yayılması ve bu yayılmanın banalleşmesi üzerine çok yerinde yorum yapan bir film.

Jojo Rabbit’te, Tavşan Jojo’nun bir sahnesinde Johannes ve annesi Rosie kasaba meydanında Naziler tarafından asılarak idam edilmiş insanları gördüklerinde Jojo başını çevirip gözünü kaçırmaya çalışıyor. Ancak Rose onu durduruyor ve bu görüntüye bakmasını söylüyor. Jojo’nun bu korkunç gerçeği tüm çıplaklığıyla görmesi gerektiğine inanıyor. Filmin kendisi ise bize bu türden ‘gerçekleri’ göstermekten imtina ediyor.

Kelebekler…

Jojo Rabbit’te Johannes, yaşanan vahşeti açıkca görmüyor.( Taa ki filmin son sahnelerine kadar). Bu da artık bıktığımız klişe bir nazi filmi değil eklektik bir bakışın nazi filmi olduğuna dair en beğendiğimiz kısmı. Düşünceleri bir nebze de ‘karşı taraftan’ birini tanıyıp aşık olmasıyla değişiyor. Yahudiler’i not defterinde tasvir ettiği hayvan figürlerinden geldiği nokta kayda değer. Başvurulan bu yöntem belki de bir çocuk için daha tercih edilebilir bir sonuç. En azından içindeki ‘nefret’, yerini kalbinde kelebekler açılmasına bırakıyor. Bu iki güçlü duygunun yer değiştirmesi her zaman ilgi çekici olmuştur.

Jojo Rabbit’te Nazilerin yaptığına doğrudan şahit olduğumuz en feci eylem çocukların gözü önünde sevimli bir tavşanı öldürmek. Waititi bu filmi diğer filmlerin iç burkucu gerçekliğinden ayrışmaya ve toplumsal travmalarla baş etmek için farklı bir yöntem izlemeye çalıştığını görebiliriz.

Filmin yönetmeni, çocuk kahramanın sevimliliğini ve anlatının mizahi üslubunu da kullanarak izleyicinin gardını düşürüyor. Böylece gözünde devleştirdiği kişilerin, fikirlerin, davranışların absürtlüğünü göz önüne sermesi açısından başarılı bir tasvir oluşturuyor. Filmde Johannes’in hayali arkadaşı Führer’i oynayan kişi ise aslen yahudi olan yönetmenin ta kendisi.

Jojo Rabbit Farklı Bir Nazi Filmi

Yönetmen Waititi, karakterin bir çocuğun hayali olmasını fırsat bilerek sersem, sakar ve tutarsız bir figür olarak canlandırdığı Hitler’i abartılı ve budala bir karaktere dönüştürüyor. Daha önce Charlie Chaplin’in ‘Büyük Diktatörü’nde ve Ernst Lubitsch’in ‘Olmak ya da Olmamak’ filminde yaptıkları gibi. Bu iki film, tıpkı Jojo Rabbit için de geçerli olduğunu düşündüğümüz gibi izleyicileri ortadan ikiye bölmüştü.

Jojo Rabbit filminde, milliyetçiliğin böylesine evrildiği ortadayken tam tersi klasik bir Hitler tasviri ile korkunç, tek tip nazi dalgalarının Heil Hitler selamı vermesini izlemek milliyetçiliğin daha bozuk bir tasviri olmaz mıydı ? Onun yerine Hail Hitler selamının günlük hayata ne kadar entegre olduğu, banalleştiği ve absürtleştiğini şahane bir hiciv sahnesiyle tasvir etmek inanılmaz yenilikçi ve hatta devrimsel bir anlatım değil mi?

Jojo Rabbit’in tek sorunu en son özgürleşme söylemini ABD bayrağı üzerinden kurması. Berlin’in kurtuluşunda Sovyetlerin bir rolü yokmuş gibi. Ama bu da ABD’li bir yönetmenin kaçamayacağı bir zaaf.

Jojo Rabbit, politik doğruculukla alay etmenin neredeyse sıradanlaştığı bir dönemde Tavşan Jojo’nun bomba etkisi yarattığını söylemek zor. Ancak, kendini nefret karşıtı bir hiciv olarak konumlandıran filmi çok sayıda izleyici ferahlatıcı , özgürleştirici, hatta umut verici bulduğunu belirtiyor. Bu da bizi korkutan şeylere gülmenin, içten kopan bir kahkahanın bazen ne kadar etkili olabileceğinin göstergesi belki de.

BONUS:

Hayatta hep Yorki dostlarınız olsun
Yorki 🙂


Arkadaşlarınla paylaş

1

Bir Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  1. -hangi romandan alıntı olduğunu bilmiyordum
    -faşizm konusundaki açıklamalar ve ciddiye almamanın da getirilerini belirtilmesi yerinde olmuş
    – filmin hem diğer nazi filmlerinden farklarının belirtilmesi hem de eski birkaç benzer tattaki filmin örnek verilmesi güzel olmuş.
    -“Yahudiler’i not defterinde tasvir ettiği hayvan figürlerinden geldiği nokta kayda değer.” Okurken bu cümleyi sevdim.
    – hitlerin yönetmen olması✔️✔️✔️😅
    – ve Amerikan bayrağı ile kapanışşşş. Bence gayet yeterli bir yazı olmuşş..