“HER”(AŞK)FİLM İNCELEMESİ


Her(Aşk) filmi, bir süredir ayrı olduğu karısından boşanmak üzere olan yanlız ve melankolik Theodore‘nin piyasaya yeni sürülen bir bilgisayar işletim sistemini kullanmaya başladıktan sonra değişen hayatını ele alıyor.

“Her” filmi yakın bir gelecekte, Los Angeles’ta geçen insan ile bir yapay zeka ürünü arasındaki ilişkinin ve karşılıklı aşkın imkanını sorguluyor. Yönetmenin, kariyerinde ilk defa bir senaristle değil, kendi başına oluşturduğu, karakteri aradığı ilişkiyi insanlar yerine telefonunda bulan içine kapanık bir adam olarak resmetmesi şaşırtıcı değil.

Los Angeles

“Her” filminde Thedore,birbirine mesafeli ve bireysel hayatlar şehri Los Angeles’da yaşıyor. Geleceğin şehrinde de insanlar, etrafındakilerden çok ellerindeki telefonlarla ilişki halinde. Günümüzde pek çok büyük şehirde olduğu gibi ilk bakışta kendi kendine konuşuyor sandığımız bu insanların bize biraz yaklaştıklarında görüyoruz ki kah ellerindeki telefonlara komut veriyor, kah dert yanıyorlar.

“Her” filminde şehrin bir yerinden diğerine kalabalık gruplar halinde sürüklenen, kendi içlerine sıkışmış insanlar omurgalarıyla da içlerine kıvılmış, sanki fizisel bir evrim geçirmişler. Sokakta telefonuna konuşan Thedore, iş yerinde de bilgisayarına konuşuyor.

“Her”de Şirketin diğer çalışanlarıyla birlikte tüm gün yanlızca fotoğraflardan tanıdığı müşterilerinin ağzından sevgililere, aile bireylerine duygusal mektuplar yazıyor. Bilgisayarlar da kişisel anektodlarla donatılmış, en güzel ifadelere yer veren bu mektupları birbirinden ‘özgün’ el yazılarına çeviriyor.

“Her” filminde samimiyetin kişilere özel ısmarlama bir ürün haline geldiği bu ‘yeni’ dünyada insanlar teknolojiyle uyum içinde çalışarak birbirleriyle farklı şekillerde yeniden iletişim kurmaya uğraşıyorlar. Yönetmen Jonze, film boyunca seyrettiğimiz bu garip geleceğin günümüze benzerliğinden dem vuruyor. Ve sürekli neyin eşiğinde olduğumuzu hatırlatıyor.

Her Filminin Hikayesi

Bir süredir ayrı yaşadığı ve boşanmak üzere olduğu Catherine ile geçirdiği günler henüz hafızasında çok taze ve onun yokluğu hayatının her anına hükmediyor. Birlikte mutlu oldukları günlerin hatırası gözünün önünden gitmiyor.

Fakat Theodere yanlızlığın üstesinden gelmek için ne arkadaşlarıyla buluşuyor ne de gün içinde insanlarla herhangi bir biçimde iletişim kuruyor. Onun yerine arayanları
telefonda rastgele eşleştiren teknolojik hizmet sayesinde tek gecelik tele-ilişkiler yaşıyor. İşinde başka insanların mektuplarını yazan, eve geldiğinde ağzı bozuk avatarı aracılığıyla üç boyutlu sanal gezintilere çıkan Theodore, bir şeyler yaşamak için vasıtalara ihitiyaç duyuyor.

Depresif hayatında değişikliğe en çok ihtiyaç duyduğu andaysa yardımına yeni bir ürün yetişiyor. Theodore gibi kayıp ruhların hayatına nur gibi inen, dünyanın ilk yapay zekasına sahip işletim sistemi her şeyi değiştiriyor. Theodore’nin hayatına çeki düzen vermek için devreye giriyor. Ve onu hayata döndürüyor.

“Her” Filmi; Gerçek Aşkın Kelimelere İhtiyacı Yoktur…

Gel gelelim İki karakter arasındaki bağ, ilişkilerinin en hararetli anında bile yetersiz kalıyor. Theodore’nin eski aşkı Catherine’yi anımsadığı sekanslar, Samantha ile aralarında geçen ve filmin tamamına yayılan aralıksız diyaloga zıt olarak sadece görsellikten ibaret. Theodore, Catherine ile yaşadığı tutkulu,neşeli,kimi zaman da acılı anların özlemiyle dolup geçmişi anımsarken biz de onun çektiği aşk acısını hissediyor, hatta onunla birlikte Catherina’yı özlüyoruz.

Samantha ile iletişiminde ise sürekli kendini bu ilişkinin olabilirliğine inandırmaya çalıştığı için duygularını abartılı bir şekilde gösteriyor. ilişki birinin insan, diğerinin de yazılım olmasının olağandışılığına rağmen klişe sevgi sözcüklerinden ya da tipik sevgili kavgalarından öteye gidemiyor.

Theodore’nin hayatı Samantha ile mutlu olduğu anlarda bile insana huzursuzluk veriyor. En nihayetinde bu para karşılığı girilen bir sahip ve uşak ilişkisi. Ancak film bu çarpık ilişkinin karanlık doğasını kurcalamaya girişmiyor. Böylece filme hakim olan huzursuzluk hissi yüzeyde kalıyor. Ve Theodeore ve Samantha’nın ilişkisi ne sapkınca bir boyut kazanıyor ne de izleyicinin duygularına dokunabiliyor.

Yönetmenin, Samantha’nın sesi için Scarlett Johansson’u seçmesi ilginç. Çünkü Johansson’un hem sesi hem de görüntüsüyle çok belirgin çağrışımları var. Johansson’un ilgi çekici bir isim olması, Samantha’nın ideal bir ürün olduğunun zihnimize kazınmasını sağlıyor. Ancak bu sesi dinlerken hem sürekli değişen hem de vücut bulma arzusu duyan yapay bir zekanın evrenini hayal etmek kolay olmuyor.

Film, çıkış noktasında inşa ettiği geleceğin detaylarıyla fazlaca meşgul olup anlatmak istediği ilişkiyi ihmal etse de oluşturduğu depresif dünya oldukça etkileyici. Göz alabildiğine gökdelenlerle kaplı bu ufuksuz şehirde sokakların yerini mekanları birbirine bağlayan platformlar almış. Apartman girişleri metroya, AVM’ler işyerlerine bağlanıyor. Ve insanların yaşadığı duygusal daralma John Malcovich Olmak’taki kadar sürreal olmasa da fiziksel bir çıkışsızlığa dönüşerek tüm mekanlara
yayılıyor.

Özlemini duyduğumuz doğa ve araçlar artık sadece temsil olarak var. İnsanlar; vücutlarını pamuklu kıyafetlerle, bilgisayarlarını güzel ahşap kaplamalarla örtüyor.Ve evlerini doğal renklerde döşüyorlar.Ağaçlar,yeşil bitkiler,bina aralarına ve AVM restoranlarına sıkışmış bir halde. Doğal olan her şey artık yaşanamayan duygular gibi sadece temsil ediliyor.

Neden hep aynı olur?

Eski sevgili hayal edildiğinde akla ilk gelen görüntüler neden hep aynı olur? Eve taşınıldığı gün, birlikte yer yatağı taşımak, uyuyan sevgiliyi hayranlıkla
seyretmek ve mutlaka bir yastık kavgası…
Samantha ise kafa karıştırmak konusunda fena değil. Aşk acısı çeken bir insan organizmasını önce doğrultup sonra yeniden yere çakmayı başarıyor.

Theodere, boşanma belgelerini imzalamak için Catherine ile buluştuğunda bu acısı taze aşk, etraflarını kaplayan canlı yeşillik gibi özlem duyulan maziye karışıyor.
Samantha’nın hayatındaki tek insan olmadığını öğrendiğinde ise bir kez daha hiçbir şeyin eskisi gibi olamayacağı duygusu ile baş başa kalıyor.

Spike Jonze’nin oluşturduğu tasarım harikası dünyası ‘HER’ filmi basit bir aşk hikayesini fazla derinleştirmeden anlatmasına rağmen zevkle izletiyor.

BONUS:


Arkadaşlarınla paylaş

0

Bir Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  1. Filmi çok yönlü bi şekilde inceleme fırsatı sunan güzel bir yazı olmuş kaleme sağlık yine efso tespitler 🌟🌟