Erin Brokovich: Çevresel Adalet Bağlamında Film İncelemesi


Erin Brokovich; 2000 yapımı, Steven Soderberg’in yönetmenliğini üstlendiği Susannah Grant tarafından yazılan bir Amerikan filmidir. Filmin konusunu, Julia Roberts’ın canlandırmasıyla Erin Brokovich’in gerçek hayat hikayesi oluşturmaktadır. Bu yazımda, sinema tarihinde güçlü bir kadın karakter olarak karşımıza çıkan Erin Brokovich filmini çevresel adalet söylem biçimi bağlamında inceleyeceğim.

Erin Brokovich/Julia Roberts

Çevre Filmlerinde Bir Söylem Biçimi Olarak Çevresel Adalet

Çevreci hareketin ilk yıllarında ABD ve İngiltere’de ana akım çevreci örgütlerin çalışma alanı “kırsal planlama ve doğal yaşamın korunması” gibi konularla sınırlı kalmaktadır. Beyaz orta sınıf üyelerden oluşan çevre örgütleri insanların tarımsal ilaçlara maruz kalmasına, doğal yaşamın bozulması kadar ilgili değildi. Ancak, çevre sorunları uzaktaki doğal alanlar kadar kentleri ve özellikle dezavantajlı grupları da tehdit etmeye başlamıştı. Zehirli atıklar ve çöpler özellikle siyahların, Hispaniklerin ve diğer azınlık gruplarının yerleşim alanlarını ve sağlığını olumsuz etkilemekteydi.

Çevresel Adalet Hareketi, doğal kaynakların insanlar arasında eşitsiz dağılımı ve azınlık işçilerin güvenliği ve sağlığı üzerinde durmaktadır. Çevresel adalet, insanların coğrafi ve toplumsal eşitlik için çevresel sorunlar hakkında bilgi alma, gerektiği durumlarda tazminat ve demokratik karar alma süreçlerinde etken rol oynama hakkına sahip olduğunu savunmaktadır.

Geçmişten günümüze kadar hem çevresel ırkçılık ile mücadele etmek hem de çevresel adalet sağlamak temaları, kitle iletişim araçlarında sıkça kendine yer bulmaktadır. Sinema bu kitle iletişim araçlarının başında gelmektedir ve bu durumun bir sonucu olarak ‘çevreci sinema, yeşil sinema’ gibi isimlerle anılan, çevre temalı filmler sıkça üretilmektedir.

Erin Brokovich Filminin Konusu

Erin Brokovocih (Tatlı Bela); 2000 yapımı, Steven Soderberg’in yönetmenliğini üstlendiği Susannah Grant tarafından yazılan bir Amerikan filmidir. Filmin konusunu, Julia Roberts’ın canlandırmasıyla Erin Brokovich’in gerçek hayat hikayesi oluşturmaktadır. Eski bir güzellik kraliçe olan Erin Brokovich, üç çocuklu, bekar ve işsiz bir kadındır. Filmin ilk dakikalarında Erin Brokovich’i bir iş görüşmesindeyken görmekteyiz. İşe kabul edilmeyen Erin, hırsla arabasına biner ve yolda giderken bir kaza geçirir. Hayatının değişmesinde bir kırılma noktası niteliğinde olan bu kazadan bir hayli yara almış olarak kurtulan Erin Brokovich, kendisine çarpan adama dava açmaktadır ve bu sayede de Masry & Vititoe firmasının ortaklarından olan, avukat Ed Masry ile tanışmaktadır. İşsiz ve paraya ihtiyacı olduğundan dolayı davadan alacağı paraya daha fazla önem veren Erin, davanın aleyhine sonuçlanması üzerine bu davadan para alamamaktadır.

Ed Masry ve Erin Brokovich

Büyük bir hayal kırıklığına uğrayan Erin, kendisinin avukatlığını üstlenen Ed Masry’in ofisine giderek, emrivaki bir tavırla onu kendisinin işe aldığını söyler ve işi çok çabuk kavrayacağına Ed Masry’i ikna ederek bu ofiste dosyalama görevlisi olarak işe başlamaktadır. Bu sahne, hukuk mezunu olmamasına rağmen bir avukatlık bürosunda çalışmaya başlayan Erin’in çevresel adalet kapsamındaki hayat mücadelesinin başlangıcı niteliğindedir.

             Bir gün, kendisine dosyalaması için verilen evraklar arasından, Hinkley California’da yaşayan Donna Jensen adındaki bir kadının gayrimenkul davası dikkatini çekmektedir. Jensen ailesinin evlerini satın almak isteyen, Amerika’nın büyük enerji şirketlerinden biri olan ‘Pacific Gas and Electric Company (PG&E)’nin davayla ilgili dosyalarının arasında Donna Jensen’in hastane raporlarına rastlamaktadır. Bu raporlar Erin’in ilgisini çeker ve davanın peşine düşerek Jensen ailesini ziyarete gider. Filmin ilerleyen dakikalarında, Donna Jensen’in vücudunda bir takım tümörlerin bulunduğunu ve eşinin de bir kanser türü olan lenfomaya yakalandığını öğrenmekteyiz. Pacific Gas and Electric Company’nin ailenin tedavi masraflarını karşıladığı ve bu sebepten de hastane raporlarının dava dosyası içerisinde bulunduğunu söyleyen Donna Jensen, daha sonra bir krom türü olan Krom 6’nın bölgenin sularını karıştığını ve bunun tamamen doğal bir durum olduğunu Brokovich’e aktarmaktadır. Şirketin suları kirlettiğini ve insan sağlığıyla oynadığı düşüncesine kapılan Erin Brokovich, bölge halkını araştırmaya başlamaktadır. Aynı durumdan ve bir çok ölümcül hastalıktan muzdarip olan bir çok aileyle biraraya gelerek onların hikayelerini dinlemektedir. Yaptığı araştırmalar sonucunda ise PG&E’nin bölge sularına çok tehlikeli ve ölümcül hastalıklara yol açan bir krom türü karıştırdığı sonucuna varmaktadır. Tüm bunlardan sonra ise, Brokovich çevre sakinlerinin hikayelerini toplamaya başlar ve avukat Ed Masry ile büyük bir dava dosyası oluşturmaya başlamaktadır. Davanın gidişatını ve Erin Brokovich’in verdiği mücadeleyi ise filmin devamında görmekteyiz.

Donna Jensen’in ve filmde adı geçen diğer ailelerin PG&E şirketinin kendilerine zarar verdiğini bilmemesi, çevresel adalet söylem biçiminde bahsi geçen dezavantajlı grupların çevre sorunlarından daha çok etkilendiği ve daha da önemlisi bu durumun farkında olmadıklarının bir kanıtıdır.

Şirketin, çevre sakinlerine sus payı olarak, onların sağlığını tehdit ettiğini bilmiyormuş gibi yaparak evlerini satın almaya çalışmasına düşük gelirli aileler onay vermektedir. Ayrıca bu atıkların yararlı olduğuna dair PG&E tarafından bölge sakinlerine broşürler dağıtılmaktadır. Güçlü bir enerji şirketi olan PG&E ile savaşmanın zor olduğunun farkında olan Erin Brokovich, şirketin genel müdürünün Hinkley bölgesinde yaşanan durumu bildiğini kanıtlayabilmenin yollarını aramaktadır.

Yapılan toplantılar ve toplanan evraklarla Erin, bir zamanlar PG&E şirketinde belge imha görevlisi olarak çalışan, filmi adı geçmeyen bir adama rastlamaktadır. Belge imha görevlisi, belgelerinin bazılarının hala elinde olduğunu ve yakın zamanda kuzenini kanserden kaybettiğini dahası kuzeninin de eskiden bu fabrikada çalıştığını dile getirir. Bu argümanlar Erin’i dava karşısında daha da güçlendirmektedir. Çevresel Adalet Söylemi bağlamında, filmde şirketin sahip olduğu fabrikadan sızan zehirli atıkların, 15 yıl boyunca en az 634 düşük gelirli ailenin sağlığını tehdit ettiği ortaya çıkmaktadır.

Filmin sonunda, PG&E karşısındaki davayı kazanan Erin Brokovich ve Ed Masry şirketten toplamda 333 milyon dolar almaktadır ve bu parayı da Hinkley’de yaşayan bölge sakinlerine paylaştırmaktadır.

Toparlayacak olursak…      

Çevre, doğa, insan kavramları geçmişten günümüze kadar süregelen tarihi süreç içerisinde her zaman birbiriyle etkileşim içerisindedir. Bu süreçte, kimi zaman insanoğlu çevreyi kendinden bir parça olarak görüp ona saygı duymuş, kimi zaman ise onunla bir savaş içerisinde olduğunu düşünmüştür. Yenmek/yenilmek kavramlarını çevre ve insan açısından kullanmanın çok da etik olmayacağı düşünülse de, günümüzde insanoğlunun çevreye verdiği zarar uluslararası boyutta ve günden güne artarak ilerlemektedir. Bu durum karşısında, çeşitli savunma mekanizmalarıyla çevreci örgütler, çevreyi korumak isteyen şirketler ya da bireyler çeşitli kampanyalarla, anayasalarla kamuoyunu bilinçlendirmeyi hedeflemekte ve çevreyi koruma altına almaktadır.    

Sinema tarihi açısından bakıldığında, günümüzde çevreci sinema kamuoyunu bilinçlendirmek, çevre konusunda farkındalık yaratmak ve çevre algımızın oluşması konusunda birden fazla insana aynı anda ulaşabilme, görsel/işitsel öğeleri aynı anda kullanabilme özellikleriyle geniş bir yer tutmaktadır. Bu bağlamda, çevresel adalet söylem biçimini konu alan çevreci filmler, adalet algımızı yeniden şekillendirmekte ve yaşanılan çevrede herkesin eşit haklara sahip olduğunu, parasal anlamda güçlü olan şirketlerin dünyadaki düşük gelirli ailelerin hayatlarında ve sağlıklarında belirleyici rol oynamaması gerektiğinin altını çizmektedir.

ABD’de yaşanan gerçek bir olayı anlatan Erin Brokovich’i izlerken, yıl boyunca milyonlarca dolar kazanan bir şirketin insan sağlığıyla hiç düşünmeden oynadığına şahit olmaktayız. Yaşanılan çevre içerisinde tüm bireylerin, eşit haklara sahip olması, sağlıklı bir çevrede yaşamanın herkesin hakkı olduğuna ve çevresel adalete olan inancıyla yola çıkan Erin Brokovich, yanlış giden bir duruma karşı koymanın zor da olsa kazanılabileceğine olan inancıyla, filmi izleyen bireyleri bilinçlendirmeyi hedeflemektedir.

Filmin sonunda ise, büyük bir mücadelenin ardından Erin Brokovich ve avukat Ed Masry maddi olarak kendilerinden daha güçlü olan enerji şirketine açtıkları davayı kazanmakla kalmayıp, bölge halkının sağlığını ve yaşama hakkını da koruma altına almaktadır.

Sinemada, farklı söylem biçimlerine göre oluşturulan çevreci filmlerin,
çevre kirliliğinin giderek arttığı günümüzde daha da çoğalacağını ve buna bağlı olarak gelecek nesillerin çevreye daha duyarlı olacağını öngörmekte ve ummaktayız…


Arkadaşlarınla paylaş

1

0 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir