Japon Sineması Tarihi: Kabukiler ve Edo – Meiji Dönemleri


Japon sineması denildiği zaman hiç şüphesiz aklımıza renkli, cıvıl cıvıl, bazen mide bulandırıcı ve çoğu zaman gerçek dışı olarak gördüğümüz “Animeler” gelir değil mi? Fakat biz pek aşina olmasak da Japon’ların köklü bir sinema geçmişi de var elbette. Ben de bu yazımda Japon Sineması’nın doğuşundan, geçirdiği değişimlerden ve etkilendiği dönemlerden biraz bahsetmek istiyorum.

İlk sesli Japon filmi Madamu to Nyobo (1931)

Japon’ların sinema ile tanışması 19. yüzyılın sonlarına dayanır ve bu tanışmayı doğru bir şekilde anlamamız için şu 2 dönemi iyi anlamamız gerekir; Edo ve Meiji Dönemleri. Edo ve Meiji Dönemleri Japonya’nın yönetimindeki birbirinin ardından gelen iki önemli dönem olup, Japonya’nın modernleşmesi ve Dünya’ya açılmasında doğrudan etkilidirler -pek tabii sinema üzerinde de-.

Edo Dönemi

Edo Dönemi, uzun yıllardan beri değişim sürecinde olan Japonya ve Japon kültürünün ilk defa modernleşmeye doğru adım attığı, toplumsal düzenin daha sıkı bir hâl aldığı, ekonomik büyümenin gözle görülür bir şekilde arttığı ve en önemlisi bizim de konumuz olan kültür ve sanat alanlarında önemli gelişmelerin yaşandığı büyük bir dönemdir. Japonya bu dönem sürecince kendi içine kapanık kalmış ve dış dünyanın etkisinde olmadan bu gelişmeleri sürdürmüştür.

Edo Dönemi’nde insanların bir araya geldikleri bir çay evi.

Japon sineması ilk konuları olan “Kabukiler” ise bu dönemde ortaya çıkmıştır. “Kabuki” şimdilik aklınızın bir köşesinde kalsın, birazdan onlara da değineceğiz. Ayrıca tarihçesine bakacak olursak; 24 Mart 1603 tarihinde Edo’da (günümüz Tokyo’su) kurulan Tokugawa Şogonluğu ile başlayan ve 3 Mayıs 1868’de Meiji Restorasyonu ile son bulan dönemdir. Şimdi ise Japonların ilk defa sinema ile tanıştığı dönem, Meiji Dönemi’nden bahsedelim.

Meiji Dönemi : Japon Sineması Başlıyor

Japonya, ilk defa sinema ile bu dönemde, 1890’lı yıllarda tanışmıştır. Peki, nasıl oluyor da bu kadar izole yaşayan bir devlet ve onun halkı bu gelişmelerden haberdar olabiliyor? İşte bu kısımda ele almamız gereken konu Meiji Reformları. Japonlar bu dönemde limanlar üzerinden ticaret anlaşmaları yapmaktaydı fakat öncesinde yaşanan izole dönem , Japonya ve halkını ister istemez Avrupa ülkelerinin gerisinde bırakmıştı. Her ne kadar kendi içlerinde modernleşmeye dair önceki dönemlere göre büyük adımlar atsalar da, söz konusu uluslararası ticaret ve dünyaya kendini kabul ettirmek olunca izole kalma durumu iyi bir fikir olmaktan oldukça uzaklaşıyordu.

Öncelikle Meiji yönetiminin “aydınlanmış yönetim” anlamına geldiğini bilmeliyiz ve Edo yönetiminin feodal düzeninden kurtulmalarıdır bir nevi. Meiji Dönemi’ni başlatan genç lider (15 yaşındaki Mutsuhito) yaptığı yenilikçi reformlarla, ülkesini Avrupa ülkelerine kanıtlama çabasına girmiş ve büyük ölçüde başarılı da olmuştur. Japonya bu dönemde önemli askeri başarılar elde etmiş, en son 1. Dünya Harbi’nde de bulunmuş ve İtilaf Devletleri safında savaşmıştır.

İşte Sinema ile bu dönemde tanışan Japonya çok kısa zamanda bu yeni düzene ayak uydurmuştur. 1891 yılında Thomas Edison tarafından icat edilen kinetoskop ile Japonya’nın Tokyo kentinde bir gösterim düzenlenmiştir. Bu gösterim Japonya’nın sinemayla ilk tanışması olarak kabul edilir. Tokyo’daki gösterimin 1 yıl sonrası ilk Japon filmleri ortaya çıkmaya başlamıştır. Şimdi ise Japonya sinemasında gözardı edemeyeceğimiz kadar büyük bir rol oynamış bir tiyatro türünden, “Kabuki” den bahsedelim.

İlk Japon filmi olduğu iddia edilen, filme alınmış bir Kabuki oyunu.

Kabuki Oyunları

Kabukiler ile ilgili yazdığım şeyi okumadan önce şu kısa Kabuki oyununu izlemenizi istiyorum…

Edo Dönemi’nde, tapınak dansçıları tarafından sahnelenen ve doğal olarak dini unsurlar içeren Kabukiler, zamanla bu unsurlardan uzaklaşıp; zevk, dünyevi konular ve tahrik edici konuların/hareketlerin işlendiği oyunlar haline geldi. Bu durum ise beraberinde kadınların sahneye çıkma yasağını getirdi. Halk tarafından sevilen Kabuki oyunlarının bir şekilde oynanması gerekiyordu, bu rol de mecburen erkeklere düştü. Bu da komiktir, oyunların bir süre tamamen yasaklanmasına sebep oldu çünkü iki erkek erotik sahnelerde yan yana gelemiyordu.

Kabuki, dinî nitelikten uzaklaştıkça sahne diyaloglarına ve aksiyona önem verilmiş, işin içine drama da katılarak içerik bir diğer Japon halk tiyatrosu türü olan Noh’a oldukça benzetilmiştir. Fakat Kabuki geliştikçe, sahne ve perde yapısında değişiklikler oluşmuş, teknik bakımdan Noh ile oyunlarından kendini sıyırmıştır.

Kabuki’nin Japon Sineması İçindeki Yeri

Sinema ile tanışan Japonlar, ilk önce oynadıkları Kabukileri filme almaya başladılar. Hem rağbet gören hem de kendi kültürlerini yansıtan Kabukileri filme almak oldukça mantıklı bir seçim ve alıştıkları tiyatro kültüründen kopmama isteği olsa da, çoğunluk bir süre sonra bu gidişten pek memnun değildi. Diğer ülkeler daha modern ve global ürünler çıkarırken Japonlar’ın bu denli tiyatro etkisinde ve sadece kendilerine yönelik filmler yapmasına karşı tepki gösteren genç sinemacılar, Japon Sineması kültürünü tiyatronun boyunduruğundan kurtarılması için çalışmalar yaptılar.

Tiyatrodan bağımsız çekilen ilk filmlerden biri ” Amachua Kurabu” (Amateur Club)

Henri Kotani’nin 1920 yılında çektiği Shima No Onna ve Thomas Kurihara’nın aynı yıl çektiği Amachua Kurabu filmleri bu çalışmaların ilk meyveleriydi. Böylece Japon sineması içinde ikili yapı ortaya çıkmaya başladı. Birisi geleneksel Japon tiyatrosuna bağımlı olan Jidai-Geki filmleri, diğeri ise Tokyo’da gerçekleştirilen ve genellikle güncel konuları ele alan Shomini-Geki filmleriydi.

Sonuç olarak

Sonuç olarak, Japon sineması sadece doğuş olarak bile bu kadar uzun anlatabiliyorken daha detaylara girseydim ve günümüze kadar işleseydim emin olun okumaya sıkılırdınız 🙂 Çok köklü ve bir o kadar özgün -en azından ilk dönemlerinde- olan Japon filmleri Asya’nın en çok sevilen filmleridir ve sadece Asya değil, diğer batı halkları tarafından da büyük ilgiyle izlenmektedir. Göz ardı edemeyeceğimiz gerçek ise Japonya genel olarak anime ve mangaları ile tanınmaktadır, öyle kalacağını da düşünüyorum. Araştırma yaparken kendime büyük ölçüde şeyler kattım, umarım yazdığım yazıya da bunu aktarabilmişimdir. Okuduğunuz için teşekkür ederim 🙂


Arkadaşlarınla paylaş

3

0 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir