Rüzgarı Dizginleyen Çocuk


Rüzgarı Dizginleyen Çocuk Netflix yapımı, romandan uyarlama bir film. Ancak diğer Netflix yapımlarının aksine bir liberal yaşam, New Yorker stili aşırı liberal bir yaşamı yandan yandan pompalama gayesinde olan bir film değil. Baya baya ayakları yere basan, seyircinin kalbine ateş etmeye hazırlanan özel bir film.

Başlangıç

Rüzgarı Dizginleyen Çocuk klasik sanat filmi açılışlarından faydalanıyor. Genel görüntüler, estetik bir sinematografi ile açılış… Bu aslında çok ciddi bir şekilde tasarlanması gereken bir an’dır. Filmin açılışı seyirciyi hem tutmalıdır hem de bir duygu barındırmalıdır. Kayalıklara vuran kabarmış bir deniz, bulutlu bir gökyüzü ile açılan bir filmden Recep İvedik çıkmayacağını hepimiz biliriz değil mi? İşte bütün bu atmosfer elementleri sinematografide seyircide belirli bir duyguyu oluşturmak için kullanılır. Açılışta da bu yüzden önemlidir.

Rüzgarı Dizginleyen Çocuk ise sallanan çimenler, geniş açıdan, biraz rüzgar, bir ölüm ve bol bol toprak, fakirlik kombosu ile sunuşa başlıyor. Uzunca bir karakter ve mekan tanıtımından da kendisini alamıyor.

Rüzgarı Dizginleyen Çocuk Dramatik Yapı Kalıplarını Bozuyor

Buradan sonrası ağır spoiler baştan uyarayım.

Klasik kahramanın yolculuğu dramatik yapısı Rüzgarı Dizginleyen Çocuk üstünde işlemiyor. Filmi 3 sekanslı syd field tarzı da bölümlemek çok doğru değil. Film gerçek hayata dayandığı ve biyografik bir tınısı da olduğu için dramatik yapı kurallarını doğrudan işletemiyoruz. Ancak dramatik kalıplara uymaması, dramatik eğrinin olmadığı anlamına da gelmiyor.

Girişte kahramanın dünyası tanıtılmış, aç kalmak ya da kalmamak, Maslow’un en temel ihtiyacı; bir çatışma olarak gittikçe kuvvetlenmiş. Bu çatışma yerleştirilip ilerletilirken, subplotlar olarak annie’nin hikayesi ve şef’in hikayesi güzelce yedirilmiş. En son tahlilde ise film, annenin dramatik konuşması ve babanın bisikletini vermeye ikna olması ile katarsisi yaşatmış ve sonuç sekansına bağlanmış durumda.

Taşınan Mesajlar

Afrika’nın üzerinde hatta daha da özelde Malawa’nın üzerinde hakim olan Hristiyanlık, Müslümanlık ve kendi yerel dinlerinden esintileri hemen filmin daha en başında görürüz. Sanki film meselenin Afrikadaki kültürel çatışma olmadığını seyirciye daha ilk andan angaje etmeye çalışıyor. Doğru da bir yaklaşım esasen. Çünkü temel çatışma açlıksa, ötekileşmenin, kültürel kavga vermenin bir anlamı olmuyor. Doğrudan kavga sınıfsal olmalı ve fakirler bir şekilde birleşerek bir yolunu bulmalı mesajını yan bir mesaj olarak alıyoruz. 

Rüzgarı Dizginleyen Çocuk bir çok mesajı aynı anda iletebilen bir film olmuş. Normal şartlarda Robert Mckee’nin şöyle bir uyarısı var:

Eserinizi apaçık bir fikir etrafında ne kadar güzel şekillendirirseniz, seyirci filminizde o kadar çok anlam keşfedecek ve fikrinizi benimseyerek bu fikrin kendi hayatının her alanındaki sonuçlarını takip edecektir. Buna karşın, bir hikayenin içine ne kadar çok fikir sokmaya çalışırsanız, bu fikirler içeriye o kadar çöker, ta ki sonunda film hiçbir şey söylemeyen bir yüzeysel mefhumlar yığını haline gelinceye kadar.

Robert Mckee – Hikaye

Ben de bu fikrini sonuna kadar savunurum. Ancak Rüzgarı Dizginleyen Çocuk o kadar hayatından içinden ve bunu o kadar çaktırmadan yapmış ki, verdiği onlarca mesaj hiçbir şekilde göze batmıyor. Günümüzde yaşadığımız olaylara gelebilecek en güzel mesaj şuydu: bireylerin kararları bireylere aittir gibi gözükse de aslında bütün toplumu etkilediği bir gerçektir. Ağaçların satışının da bireysel karar gibi gözükmesi ama bütün toplumu etkilemesi bu duruma doğrudan işaret ediyor. Bu yazının yazıldığı dönemde yaşanan pandemi de bu duruma cuk diye oturuyor. Bir kişinin mantıksız bir davranışı bütün toplumu etkileyebiliyor.

Filme geri dönersek, aynı zamanda demokrasi sahteliği, iktidardakilerin halklarına karşı ne kadar yabancılaşabileceğini, eleştiriye tahammülü, bir çok daha şeyi yanal düşünceler açısından başarıyla işliyor.

Rüzgarı Dizginleyen Çocuk Olmuş Mu?

Olmuş. Bundan sonra yazacaklarımı okumaya üşenenler burada çıkabilir :). Neden olmuş? Çünkü oyunculuklar olmuş. Özellikle Babayı oynayan Chiwetel Ejiofor hem kitabı okur okumaz öykünün haklarını satın almış, hem senaryoyu yazmış, hem oynamış, hem de yönetmen koltuğuna oturmuş. Böylesi bir azmi ve adanmışlığı bir de John Cameron Mitchell’da görebilirsiniz ( Bazen benim de midem kaldırmıyor gerçi kendisinin filmlerini… görmeseniz de olur).
Sinematografi çok başarılı olmuş. Görüntü ekibinin çok iyi iş çıkardığını söyleyebilirim. Öykü zaten olmuş.
Nereden puan kırabilirim peki? Durağanlığından kırabilirim. Çünkü uzun bir süre filmde bir şeylerin olmasını bekliyoruz. Filmin de sonu baştan belli olduğu için (Talihsiz film isimlerinde bugün..) bu durağanlık ne yazık ki can sıkabiliyor. 10 sn. atlata atlata izlemek zorunda kalabiliyorsunuz çoğu yerde.
Yani anam babam, Netflix’te illaha bir şey izlemeliyim diyorsanız, bu filmi izleyebilirsiniz.


Arkadaşlarınla paylaş

1

Bir Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir