50 m2: 1. Sezon İncelemesi


50 m2 Dizi Afişi

Uzun zamandır yüksek lisans tezim dolayısıyla YouTuber filmleri izliyorum. O kadar fazla kalitesiz içeriğe maruz kaldım ki. Hafta sonu 50 m2 yayınlanmış bi bakayım dedim. Her yeni çıkan Türk yapımında belki bu sefer tutturmuşuzdur diye biraz daha heyecanlanıyorum. Öyle ya da böyle insanı kendi kültüründe, kendi dilinde bir yapım izlemek mutlu ediyor. Ancak, 50 m2, “Leyla ile Mecnun” gibi bir efsaneyi kaleme alan Burak Aksak’tan çıktığına inanamadığımız bir yapım olmuş.

Okumaya üşenenler için podcast olarak da bu yazıyı dinleyebilirsiniz. :))

Yazının devamı spoiler içermektedir.

Şimdi onlar alt yazılı izlesin kampanyasını gördük hepimiz. İyi güzel alt yazılı izlesinler de önemli olan onların alt yazılı izlemesi değil, iyi içerik izlemesi. Baştan söyleyeyim ben dizinin kurgusunu ve sinematografisini çok beğendim. Kamera açıları başarılı bir yapım olmuş. Ancak, yine dönmüş dolaşmış iyi kötü savaşında kötü, yakışıklı ve kaslı bir adamın saf iyilerin bulunduğu mahalleye yolunun düşmesi ve ona kapısını açan muhtarın güzel kızına aşık olma ve değişme hikayesine dönmüş nasıl olmuşsa. 

50 m2 olmuş mu sorusunun cevabını hemen vereyim. Olmamış…

50 m2 Konusu Nedir?

Gölge diye bir karakter var Engin Öztürk canlandırıyor. Bu adamı çok küçükken Servet Nadir adındaki karakter yanına alıyor ve gölge metaforunda olduğu gibi kendi gölgesiymiş gibi kullanıyor. Pis işlerini ona yaptırıyor,  asmak kesmek adam öldürmek hepsi Gölge’de. Gölge, her bir iş için farklı bir kimliğe sahip oluyor çünkü kimliksiz. Adını bilmiyor.

Ailesi çok küçükken ölmüş. Ölmüş derken babası annesini Servet’e olan borcu yüzünden öldürmüş. Gölge de babasını öldürmüş gibi bir şey o kısmı 2. sezonda daha net anlaşılacak. İzlemeye devam edersiniz tabii…

Servet Gölge’den gerçek kimliğini ve ailesini saklıyor. Gölge’ye Adem Yılmaz adında bir gazeteci ailesine olanları anlatacağını söylüyor ancak Servet’i ispiyonlarsa bunu yapacağını dile getiriyor. Silahlar varmış. Bu silahları Servet Nadir, çocuklar için açacağı kurumda saklıyormuş. Gölge’den habersiz… Başlangıçta Servet’e olan güveni tam olan Gölge’nin güveni bu olayın doğruluğunu öğrendikten sonra sarsılıyor. Bir yalanın içinde yaşadığını anlayınca Servet’in sırlarıyla birlikte ”Leke” denilen diğer kötü karakterden kaçarken 50 m2’lik terzi dükkanından içeri giriyor. 

50 m2 dizisinin ilk bölümü burada sona eriyor.

İyiler mahallesinin muhtarı ve Turan denilen mahalle takımın teknik direktörü daha öncesinde Gölge’yi bulup sen bizim terzinin Adil’in oğlu Ademsin sana miras var gel dükkanın başına geç diye konuşuyor.

Adem’i o sırada Servet’in adamları paketlemiş. Gölge buna başta gülse de sonra hikaye gereği ölen Adem’in yerine geçiyor.

Mahallenin kötüsü var bir de o da Mesut. Mesut müteahitlerle işbirliği yaparak mahalleliye senetler imzalatmış kentsel dönüşüm adı altında milletin dükkanı, evi barkı neyi varsa elinden almaya çalışıyor.

Senaryolarımızda hiçbir karakter çok boyutlu düşünülüp yazılmadığından iyiler daima iyi, kötüler ise daima kötü… Mesela mahallenin muhtarını canlandıran Cengiz Bozkurt. Ki bence role çok yakışmış hatta en keyifli sahneler Cengiz Bozkurt’un içinde bulunduğu sahneler olmuş. Muhtar hep şiir gibi konuşuyor. Sürekli hayata dair “iyiler mutlaka kazanır, iyi bakarken güzel görürsün, bakış açın seni yansıtır” şeklinde cümleler kuruyor. Bu da tabikii diğer bir sorun! Malum biz görüntüyle anlatamadığımız her şeyin bedelini diyaloglara ödetiriz. İzleyici aman ha anlamaz bu kısmı diye ödümüz kopar, çat yapıştırırız oracığa diyalogları.

Muhtar ilk günden Gölgeye evini açar terzi dükkanında üşür aman ha diye. Karnını doyurur falan. O sahnede Gölgenin ekmeğe karşı ettiği glutenli bu ay ben bunu yememmm kısmı filmin tamamında Dilara ve Gölgenin birbirine kur yapmasına sebep olur.

50 m2’de gluten bir aşkın başlangıcı…. 

Adem Yılmaz olan Gölge yavaş yavaş mahalleye mahalleliye alışır. Her şeyini kavga dövüşle bu hayatta elde eden karakterimiz tatlı dil, güler yüze hasret kalmış. Bir gram iyilik görünce şaftı kayar kendisine kek yapan ilk kıza aşık olur.

Bu kızın mahallede çocukluktan beri onu seven bir arkadaşı daha var. Yakup. Yakup da Gölge’yi kıskanıp onun geçmişini araştırmaya başlar. Asıl Adem Yılmaz bu değil diyerek kıskançlığının altındaki şüpheyle yola çıkar tam da ispatlayamaz. Kimseyi inandıramaz.

Servet durur mu bu arada Gölge’yi bulana “1 milyon tl” para ödülü koymuş Yarışma düzenlemiş bildiğiniz. Millet sağda solda gölgeyi arıyor. Bir kaç adam haklıyor Gölge 50 m2 ‘lik o dükkanda. En son da “Leke” gelip Gölge’yi bulduğunda itiş kakış derken o sırada Yakup dükkana gelip Leke’yi öldürüyor.

Saf ve temiz kızımız Dilara’da (Aybüke Pusat), Gölge’ye olan aşkından ne gerçeği ne de başka bir şeyi duymak istemiyor. “Yaraların çok kötü gel yaralarını saralım” diyerek yavru köpeğe ilgi gösterir gibi Gölge’yi pamuklara sarıp sarmalıyor. Televizyonlar klişelerinden birini yaşıyoruz burada iki karakter ağır çekim birbirine yaklaşıyor yaklaşıyooor gözler kapanıyooor dudaklar büzülüyooor tam öpüşecekler biri geliyor. Netflix’te bunu da gördük…

Bir de Civan var. Civan dizi de küçükken top oynayan ve son maçta babasının ona söylediği Beşiktaştan seni izlemeye geliyorlarmış yalanıyla hırslanan maçın son 5 dakikasında oynarken bacağının biri sakatlanan karakter. Bu da dizide hırs kötüdür demek için yazılmış. İnsanlar beni sevmiyor bu mahalle bana hep acıdı gibi klişe cümlelerin altındaki öfkesi aslında kendine. Sevgilisi de onu aldatmış zaten 17 senelik sevgilisi bu arada… Yakupla iyi arkadaş ama öfkesinden gözü pek bir şey görmüyor. Sonunda da babalar çocuklarına yalan söylemez diyerek kendi babasını yastıkla boğarak öldürüyor… İzleyici olarak hayretle izliyoruz bu kısmı.

Gölge sürekli mahalleyi Mesut’tan, uyuşturucu satıcılarından ve tüm kötülüklerden korumaya çalışıyor. “Bak buradakiler iyi ve temiz insanlar bunlara bulaşmayın dünya bu kadar kötü bir yerken nasıl da güzel temiz kalmışlar” diyerek kahramanlığa başlıyor.

Bir de İtalya mevzusu var… İtalya’ya kaçmak istediği sırada kamyona kadar gelip oradaki adamlara parayı veriyor. Bu kamyon İtalya’ya gitmiyor inin inin inin diye bağırarak kamyondan bir çocuğu alıp kamyonu durduracakken kamyon hareketleniyor ve gidiyor. Annesi babası giden küçük bir çocukla Gölge baş başa kalıyor. Mahallenin imamına götürüyor bu çocuğa bakalım, sahip çıkalım diyor. Sonra çocuk uyuşturucu satıcılarının taşıyıcısı olunca da biz bu çocuğu götürelim burada bize benzeyecek muhtar diyerek çocuğu başka bir yere paslıyor. Nerede olduğunu yanlış hatırlamıyorsam 50 m2 de göremedik.

50 m2: Gölge’nin Adem Yılmaz’a Evrilişi

Başları Servet ve Gölge savaşı, sona doğru Gölge’nin kötü adamlıktan iyi adamlığa olan yolculuğu… Buradaki iyi adamlık Adem Yılmaz’lık diyebiliriz. Muhtarla biraz komedi, ailesi öldürülen küçük çocuk biraz dram, ee tabii aşk.

50 m2 ‘nin konusu kısaca Yeşilçam’dan sıkça alışık olduğumuz bir konu olan müteahhitlerin elinden bir mahalleyi kurtarma hikayesi. Bir kahramanlık hikayesi… İyiler ve kötülerin çatışması…

Sonuç: 50 m2 ‘yi 2 günde ben de yazarım!

İzler izlemez aklıma gelen ilk cümle şuydu “Eee ben de yazarım bunu!” Bu tavrımı şimdi “ee sen de yap o zaman” diye algılamayın kastettiğim şey şu benim bile kendi çevremde bu senaryoyu 2 günde yazıp bitirecek tanıdıklarım var.

Burak Aksak olmak, çevrenin olması ve yazdığını sadece satacak kanallara ulaştırabiliyor olmak anlamına mı geliyor? Biliyorum ki, dijital platformlar bir çok insana yeni yollar, yeni alanlar açtığı gibi bize de açacak. Bunun için uğraşmaya devam edeceğiz ancak hakikaten çevrenize bir bakın bu senaryonun benzerini biz yıllardır izlemiyor muyuz?

Evirip çevirip aynı noktadaki işleri Türk televizyonlarında olduğu gibi dijital platformlarda da mı önümüze çıkaracaklar? Yıllarca “biz izleyici ne istiyorsa onu veriyoruz” cümlesinin altına sığınıp durdu yapımcılar, yazarlar…

İzleyici gerçekten bunu mu istiyor?

Sitedeki diğer içeriklerimize de buradan ulaşabilirsiniz!

Otomatik portakalın instasına da aşağıdan ulaşabilirsiniz.

%MINIFYHTML9f766fb0a18881a4bf147fc150e8beec8%

Arkadaşlarınla paylaş

0

0 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir